Perşembe, Mart 24, 2016

Din Kimindir ? -2-

Önce bunu okumanız gerekiyor, Din Kimindir?
-------------------------------------------
Günümüz müslümanlarındaki, gerçekten üzülerek söylüyorum, en büyük yanılgılardan bir tanesi "insanların dünyaya ceza olarak gönderildiği" yanılgısıdır. Çıkın sokakta yüz kişiye sorun doksan ikisi bu soruyu, "evet, cezalandırılmak için gönderildik, Adem ve Havva'nın suçunun günahını biz çekiyoruz" diye yanıtlayacağı aşikar. Neden peki? Yıllardır buna inanıyoruz, neden? Şimdi size birkaç video atacağım ve o videoları izledikten sonra temel sorunu tahmin edebileceksiniz:
                                              
Günümüz Türkiye'de de bunlar mevcuttur arkadaşlar; bizdeki gavslar, kutublar bakışlarıyla insanları yakarlar, adını andığınız anda yanınıza gelirler, eğer onun tarikatındaysanız siz ölürken yanınıza gelir ve canınızın nasıl çıktığına bakarlar...  Videodaki insanlarınlarla beraber bizim Türk insanının bu hikâyelere kanmasının tek sebebi Kuransızlıktır! Kuran okumadan büyümek, anlamadan büyümek size şeyh elini de yalattırır, hatta eliyle kalmaz ayağını da öptürür, o da yetmedi daha yeni haberlerde yayınlandı, müridlerinin karılarıyla yatan şeyh haberi...

Neyse konumuza dönelim, Kuransız yetiştiğimiz için kulaktan kulağa türemiş bütün hikâyelere, yeter ki içerisinde dini bir konu geçsin veya kelime geçsin, hemen inanıyoruz. İnsanların dünyaya Allah tarafından cezalandırılmak için gönderildiklerinin hikâyesi de buna dayanıyor. Peki müslümanların kulaklarına bu hikâyeler nasıl geldi ?

Arkadaşlar dini konuların biraz derinine ineceğiz şimdi, gerçekten tüm dikkatinizi buraya verin istiyorum. Zira şu an anlatacaklarım çok önemli.

Önce İncil'deki yaratılıştan örnek vereceğim: (İncil - Yaratılış Bölüm 3 Ayetler 1-19 arası):


RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.

2 Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,3 “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”

4 Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,5 “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”

6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.9 RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.

10 Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.

11 RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”

12 Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.

13 RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
14 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,
“Bu yaptığından ötürü
Bütün evcil ve yabanıl hayvanların
En lanetlisi sen olacaksın” dedi,
“Karnının üzerinde sürünecek,
Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.

15 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim.
Onun soyu senin başını ezecek,
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

16 RAB Tanrı kadına,
“Çocuk doğururken sana
Çok acı çektireceğim” dedi,
“Ağrı çekerek doğum yapacaksın.
Kocana istek duyacaksın,
Seni o yönetecek.


17 RAB Tanrı Adem’e,
Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi
” dedi,

“Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.

18 Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.

19 Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.”

Gördüğünüz gibi hikâyede İncil, Havva'yı suçlar. Şu altını çizip kalınlaştırdığım yerleri, yazıya devam etmeden önce yukarı çıkıp lütfen tekrar, tane tane okuyun.

Havva, Adem'i Allah'ın yasakladığı ağaçtan yemek için teşvik ediyor. Hatta şurada kısa bir bilgi vermek istiyorum size, yine Hıristiyanlardan bizim topluma yayılmış bir tabir var: "Kötülüklerin anası." Bu da bu hikâyeden türemiştir. Örneğin, "alkol kötülüklerin anasıdır." deriz, çünkü  Hıristiyanlar kötülüklerin Havva'dan/kadından/anadan başladığını savunurlar. Bu önceki cümleyi aklınızda tutun, çünkü önemli.

Hıristiyan inancına göre Adem ve Havva'nın dünyaya gönderilmesinin sebebi, insanlık tarihinde Havva'nın ilk günahı işlemesiyle başlayıp ardından Allah'ın, Adem'e: Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lanetlendidediği olaylar silsilesidir ve bu yüzden de o inançlardan kalan, "yeryüzü senin yüzünden lanetlendi" kalıntısı olan "dünyaya cezalandırılmak için gönderildik, Adem ve Havva'nın cezasını çekiyoruz" kalıpları İslamiyet'e, Hıristiyanlıktan karışmıştır. Hemen şimdi bu olaya Kuran kaynaklı bakalım.

Bakara Suresi 30. Ayet:
"
Bir zamanlar Rabb'in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti..."
Şimdi arkadaşlar, halife ne demek? Halife diye biz hükümdarlara, Osmanlı padişahlarına deriz değil mi? Peki bu hükümdarlık, padişahlık sistemi nasıl ilerliyordu? Babadan oğula, nesillerce aktarılıyordu. Ayeti açalım şimdi, elimden geldiğince tane tane anlatmaya çalışıyorum. Allah'ın yeryüzüne yeni bir halife yaratması demek, bizi daha önce dünyada yaşayanların yerine koyacağı mânâsına geliyor arkadaşlar, dikkatle tekrardan okuyun. Yani bu dünyada başkaları vardı ve onların yeryüzündeki egemenliğini yenisi ile değiştirecek.

Ayetin kazandığı bu yeni anlam ile devam edelim:


"Bir zamanlar Rabb'in meleklere:
«Ben yeryüzünde nesilden nesile  yaşayacak birisini yaratacağım.» demişti..."

Üstte altını çizdiğim yerde Yüce Allah bize ne dedi önce onu söyleyeceğim, şu an size anlamsız gelebilir ama ileride hepsi oturacak. Allah orada, insanların zaten yeryüzünde yaşamak için yaratıldığını söylüyor. Yani henüz Adem yaratılmadan, insanların dünyada yaşayacakları Yüce Allah tarafından koyulmuş gerçekti zaten.

Ayetin bu kısmına kadar anlıyoruz ki henüz insan yaratılmadı. Devam edelim:(Bakara Suresi 30. Ayet)
"...
Melekler: «Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb'in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

Melekler gaybı bilemezler ama bu çıkarımı nasıl yapıyorlar ? Elbette kahve falı ile değil. Çünkü melekler daha önce dünya üzerinde böyle bir olaya tanıklık etmişlerdi. Yani bizden önce dünyada birileri yine kan döküyordu, savaşıyordu, birbirini öldürüyordu. Birkaç ayete dikkat çekmek istiyorum şimdi arkadaşlar.

Zariyat - 56:
"Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
Sede - 13:
"Andolsun cehennemi, cinlerin ve insanların; günahkâr ve imansızlarıyla dolduracağım."
Enam - 130:

Allah: «Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?» deyince onlar: «Kendi aleyhimize şahidiz» derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.

Bence bu ayetler, biliyorum tam olarak değil lâkin bizden önce bu dünyada -özellikle Enam Suresi- cinlerin yaşadığını gösteriyor -isteyen Arapçasına da bakabilir- ve melekler bundan dolayı "bozgunculuk yapacağımızı ve kan dökeceğimizi" biliyorlardı. Yani biz şu an meleklerin daha insan yaratılmadan önce düşündüğü şeyleri yapıyoruz. Elbette Yüce Allah bizim bilmediklerimizi bilir.

Evet olay şimdi başlıyor, tüm bunlar esas anlatmak istediğim şeyi çok daha basit bir şekilde kavrayabilmenize yardım edecek diye umuyorum.

Pür dikkat burayı okuyun.

Yüce Allah, Adem'i neresi için halife kılacaktı? Dünya ve o sırada Adem peygamber henüz yaratılmamıştı ve Adem'in dünyada halife olacağını Yüce Allah kimlere söylemişti? Meleklere. Tekrarlıyorum, melekler zaten Adem'in dünyada halife olacağını biliyorlardı, onun cennette kalmayacağını biliyorlardı. Daha sonra Yüce Allah, Hazreti Adem'i yaratıyor ve bunun için meleklerin secde etmesini buyuruyor, ardından İblis sonradan gelen yeni varlıkla(insan) arasında kıyaslama yapıyor. Kendisinin ateşten ve insanın çamurdan "yaratıldığını" söyleyerek üstünlük taslıyor. Bakın arkadaşlar İblis'in burada demek istediği şey tam olarak şu: Eğer siz yanlış yapıp, "Allah beni böyle yaratmış." derseniz, yaptığınız suçu Allah'a atmış oluyorsunuz. Yaptığınız suçun sorumlusu olarak Allah'ı gösteriyorsunuz, yani "Ben ne yapayım, o beni böyle yaratmış." diyorsunuz. İblis'in yaptığı şey tam olarak budur arkadaşlar.

Allah, Adem'i yarattıktan sonra secde edin dediğinde etmedi, karşı geldi ve suçu; kendisinin ateşten, bizimse çamurdan yaratıldığımızı söyleyerek Allah'a attı. Çünkü bir şeyler yaratmak ancak Allah'a mahsustur ve Allah her şeyi tam tamına yapar, asla şaşmaz, ne eksik ne de fazla.

Peki biz nasıl anlıyoruz İblis'in böyle bir harekette bulunduğunu? Gözleri Araf Suresi 16. ayete çevireceğiz şimdi: (altını çizdiğim yerde nedeni açıkça yazıyor)

"
İblis: “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin dosdoğru yolunda onlara karşı mani olmak için oturacağım.” dedi.

İblis hâlâ kendi içinde tuttuğu duyguyu Allah'ın onu azdırdığını düşünerek hareket ediyor, çünkü Yüce Allah, onun içerisindeki o duyguyu zaten biliyor, azdırmasına bir gerekçe yok.

Ne buyuruyor Yüce Allah Bakara Suresi 34. ayette:
"
Ve o zaman meleklere: «Âdem'e secde edin!» dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, kafirlerden oldu."

Allah, İblis için, "kafirlerden oldu." buyuruyor. Yani İblis dinden döndü, sapıttı.

Bakın, eğer açık olmadıysa, durumu anlamadıysanız lütfen tekrar tekrar okuyun, çünkü şimdiki noktamız da çok önemli.

Ardından Yüce Allah, yine Kuran'dan biliyoruz ki, İblis'e bütün bu dediklerinin ardından, Araf Suresi'nin 18. ayetinde, "
Allah: «Çık oradan, yerilmiş, kovulmuş olarak!..." diyerek, İblis'in bulunduğu yerden, makamından "küçük düşürülerek, alçaltılarak, kınanarak" kovulduğunu buyuruyor.

Hemen ardından Araf Suresi 19. ayetinde, "
Ve «Ey Adem, zevcenle birlikte cennete yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın!» dedi." buyuruyor. Hazreti Adem'in ilk yaratıldığı yer böylece cennet oluyor arkadaşlar; çünkü Allah, Adem Peygamberi dünyaya halife kılmıştı, cennete değil.

Devam ediyoruz, Araf Suresi 20-23 Ayetleri:

20-
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: «Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.» dedi.

21-
Ve onlara: «Elbette ben size öğüt verenlerdenim.» diye de yemin etti.

22-
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacın meyvesini tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: «Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?»

23-
Dediler ki: “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Aklım duracak yahu, böylesine mükemmel bir anlatım olamaz, böylesine detaylı olaylar bu kadar net cümlelerle başka hiçbir kitapta anlatılamaz. Bu olay kafamda ilk dank ettiğinde, olduğum yerde oturdum kaldım öylece.

İblis kıskançlıkla Adem ve Havva'ya yasak ağaçtan yemeleri için vesvese verip onları oyuna getiriyor, ardından Allah birbirinize düşman olarak inin diyor, yeryüzünde sizlere belirli süreye kadar nimetler vardır diye buyuruyor. E peki şimdi bizim İblisle aramızdaki fark nedir? Fark İblis'in yaptıklarından sonra Allah'a karşı utanmadan şikayet etmesidir. Hatırlayın Araf 16'yı, Bakara 34'ü. Nasıl karşı çıkıyordu Allah'a? Diyordu ki, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan daha üstünüm." Hemen ardından, "Beni azdırmana sebebiyle, senin dosdoğru yolunda onlara mani olmak için duracağım." demişti. Peki ya, Adem ve Havva?

Araf Suresi 23. ayet:
Dediler ki: “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Hazreti Adem ve Havva, suçlarını itiraf ediyorlar, yaptıkları yanlışın farkındalar. Hazreti Adem ve Havva, Allah'a dönüp:"İblis bize vesvese verdi, bizi oyuna getirdi" veya "Allah'ım sen zaten her şeyi biliyorsun, bu da senin bir planındı." demedi. "Rabbimiz kendimize yazık ettik, sen bize acımazsan, bizi bağışlamazsan kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz." dedi ve zaten Allah'ın ilk başta plânladığı gibi dünyaya halife olarak gönderildi. Plan zaten insanoğlunun cennette kalması değildi, böylece Adem ve Havva:


Yaptıkları suçu kabullenerek sınavı başarıyla tamamladılar ama İblis yaptığı suçları üstlenmeyerek suçu hep karşıda buldu ve başaramadı.

Arkadaşlar dünyanın cezalandırma yeri olmadığını, Hıristiyanlıktan gelen yanlış bilgilere inandığımızı anlatmam ve sizi inandırmam için kanıt sunmam gerekiyordu, uzun evet ama kapabileceğiniz çok fazla şey var. Demek istediğim o ki, dünya bir müslüman için asla ama asla cezalandırma yeri değildir! Hıristiyanlıktan, İslamiyete girmiştir. Allah dünyada kullarına bir sürü güzel nimet verdiğini ve ona şükretmemiz gerektiğini söylüyor. Yahu yüksek bir tepeye çıkıp, altınızda akıp giden sulara baktığınızda, dünyanın bir cezalandırma yeri olduğunu düşünüyor musunuz ? Ayrıca dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta şu; hıristiyanlar suçu Havva'ya atarlar ve kötülüklerin kadınla başladığını düşünürler lâkin müslümanlar için kadın da erkek de eşittir. Allah Kuran'da her ikisine de buyuruyor, inin oradan diyor. Kadını suçlamıyor, çünkü islamiyet aynı zamanda insanların eşit olduğunu da söylemek için geldi.

Tasavvufçular; Hıristiyanlıktan ve Budizm'den gelen saçma sapan; çilecilik, acı çekme, sürekli kendini aşağılarda görme, cezalandırılma hikâyelerinin hepsini benimseyerek İslamiyet'in içine karıştırdılar. İnsanların beyinlerine girdiler; şeyhe, kutuba, gavsa, mehdiye ihtiyacınız var diyerek, Allah'ın yücelttiği insanı hep küçük düşürdüler. Çok güzel bir ayet var, Nisa 147'de, Allah buyuruyor ki:

"
Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapsın? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir."  İnsanın tüylerini diken diken eden bir ayet bu, yani Allah'ın merhametini kazanmak varken neden öfkesine isteyelim ki? Allah kullarına ne kadar lütuf göstereceğini şu ayette ne güzel anlatmış yahu.

Tarikatların dört temel kurallarından bir tanesiydi, dünyayı terk demekle dünyanın insanlar için bir ceza yeri olduğu arasında hiçbir fark yoktur. Gördüğünüz gibi kaynaklarıyla, gerçek dışı olduğunu kanıtladım, inşallah ona göre kendi içinizde değerlendirirsiniz.
  1. Dünyayı terk,
  2. Ahireti terk,
  3. Varlığı terk,
  4. Terketmeyi terk.
Sıra geldi yine tasavvufun inançlarından bir tanesi olan; 3'ler, 7'ler, 40'lar...

Bu sefer bakalım nereden türemiş bu hurafe. Hemen Tevrat'a geçiyoruz arkadaşlar, Tevrat'ta şöyle bir bölüm var, İsrailoğulları'nın Musa peygambere yedikleri nimetler konusunda şikayetleri oluyor ve bu şikayetlere artık dayanamayan Musa, Allah'a karşı, "Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam. Bana böyle davranacaksan –eğer gözünde lütuf bulduysam– lütfen beni hemen öldür de kendi yıkımımı görmeyeyim." (Kaynak, Zebur-Çölde Sayım, 14 ve 15 ayetleri) böyle sitem ediyor adeta. Ardından Allah, kavme nimet vereceğini söylüyor ve Musa'nın yükünü hafifleteceğini söylüyor. Musa kavmine dönüp içerisinden 70 adam seçiyor ve Allah Musa'nın yükünü bu 70 kişiye dağıtarak, onun gönlünü hafifteliyor. (Kaynak)

Peki bu İslamiyet'e nasıl geçti? Elbetteki Kuransızlıktan dolayı, kültürsüz olup, okumamaktan kaynaklı. İki fotoğraf koyacağım, altı çizili yerleri okuyabilirsiniz: (Kaynak: Tarih Boyunca İnkılaplar - İhtilaller ve Siyonizm, Ziya Uygur)





Bu Rica-ül Gayb dedikleri insanlar günümüz; şeyhleri, gavsları, kutubları, dervişleri, alimleri lâkin bu tabirlerin İslamiyet'e nasıl girdiğini bilmezler çünkü kültürsüzlük diz boyu. Allah'ın sıfatlarını bu insanlara yüklüyorlar, sağolsun Yahudi ve Hıristiyanlar bizim eksikliklerimizi kapatmışlar, onlar direkt Allah'a tasalanıp tavır alırlardı, artık bizimkiler Allah'a hem her şeye gücü yeter deyip hem de ortak koşuyorlar.

Biraz da tasavvufun sağlam kalesi Mevlana'dan bahsedelim:


Hikâyeleri çok fazla koymak istemiyorum, yani o kadar çok hikâye var ki; cinsellikle alâkalı, içki içmekle alâkalı, Allah'a şirk koşmakla alâkalı... Dikkatimi çekenleri koyacağım.


Bu hikâyede bir baba, kızını çelimsiz bir kızla evlendiriyor ve onunla yatıp yatmaması hakkında fikir veriyor, hikâyeyi okuyabilirsiniz:
                              


Mesnevi'nin önsözünde Mevlana, Allah'ın Kuran için koyduğu sıfatları kendi Mesnevi'sine koyuyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü Mevlana ve onun gibi insanlar için, daha önce açıkladığım Vahdet-i Vücud felsefesini destekler, varlığın birliği, her şey Allah! Mevlana, zaten kendisinin varolmadığını söylüyor o bakımdan Allah'tan gelen ilhamdır diyor, o yüzden Allah'ın vahyidir diyor, Allah'ın kelamıdır diyor. İsteyen okuyabilir.
                   




Bir kadının eşekle ilişkiye girmesinin tüm detaylarını anlatan hikâye ben sadece başlığını paylaşacağım: İsteyen sadece  fotoğraftaki başlığı okuyabilir.
                   

İki farklı Mesnevi'den kaynak aldım, soracaklar için:   
                                  

Arkadaşlar, inanın o kadar çok paylaşılacak şey var ki, zaten internette olan aynı şeyleri paylaşmak istemiyorum, inanın aradığınız zaman hepsini bulabiliyorsunuz.


Madem bu adam bu kadar zararlı ve islama böylesine zarar veriyor neden bu kadar seviliyor? Reklam, din üzerinden para kazanma iki temel sebep. Örneğin Semerkad TV'nin şu videosunu izleyebilirsiniz. Bir saatlik Mevlana hakkında, temeli tamamen din olması gereken bir program yaparak, Kuran'dan neredeyse hiç konuşmamak ne demektir yahu? Allah'a şirk koştuklarını bir saat boyunca bağırıyorlar, hiçbir desteği olmayan hikâyeler anlatıyorlar, insanların başlarında şeyhleri olmazsa, gavs olmazsa doğru yolu bulamayacaklarını anlatıyorlar. İsteyen şöyle bir 15 dakika ayırabilir, hızlıca parça parça izleyebilirsiniz, demek istediklerimi siz de çok daha iyi anlayacaksınız.

                                            


Her yerden bize saldıran tasavvufun bir de Cübbeli Ahmet tarafını kurcalayalım. Paylaşacağım videoda lütfen sinirlenmeyin:

    video
                                          
Sümükü Şerif dedi. Gerçekten bunu söyledi ve bu adamın binlerce takipçisi var altında, her biri cübbeli'nin ağzından çıkan her şeye inanıyor çünkü beyinleri uyuşmuş, bu adamın önündeki açılmış kitapların hepsi hurafelerle dolu, her biri yalan dolan hikâyeler içeriyor, sırf insanları dinden şaşırtmak için, insanları Allah'a şirk koşmalarına davet ediyor. Dikkat edin, lütfen dinlemeyin şu insanları, açın Kuran'ı okuyun ve anlayın çünkü Yüce Allah bizden bunu istiyor. Daha bitmedi durun...

                                           
"Sahabe peygamberin sidiğini içerdi! Onun tuvaleti misk kokardı! Sahabe, peygamberin kanını içti!"

Bu insanlar İslam'a hizmet etmiyor, gerçekten bunların akılları başkaları tarafından alınmış ve kontrol ediliyor zira mantıklı bir insanın yapacağı iş değildir bu. Her sakallıya hoca demeyin, Kuran okumamız gerekiyor, anlamamız gerekiyor. Allah bize bunu emrediyor. Eğer şeyhlere, gavslara, kutublara kalırsak, insanın sonu aynı bu sakkalının ve onun peşinden gidenler gibi olur. Bunların daha kötüleri de var arkadaşlar. Cübbeli Ahmet Hoca denilen insanın, sahabenin peygamberin sidiğini içtiğini anlattığı mı dersiniz, yoksa kanını içtiğini mi dersiniz...

           

Lugatında gavs olanın, hayatında Kuran olmaz arkadaşlar. Neymiş? "Ya gavs" dedin mi, hemen yanına gelirmiş. Ya Allah demek yok. Allah'ım yardım et demek yok, çünkü Allah ulaşılmaz bunlar için.

İlk yazıda da anlattım, Mekkeli müşrikler putlara taparken, Allah'a da inanıyorlardı. Putları ve melekleri Allah'ın kızları olarak düşünüyorlardı Peki Allah bunlar için hangi ayetini indirdi?

Tur Suresi 39. ayet:
"Yoksa kızlar Allah'a, oğullar size mi?" diye buyuruyor Allah. Hâlâ günümüzde Melek ismini sadece kızlara veririz, bu isim taaaa o günlerde yapılan bir şirkti. Tabi şu an ben kızınıza Melek ismi verirseniz, Allah'a şirk koşmuş olursunuz demiyorum. Müşrikler, o melekleri ve putları Allah'a ortak koşuyorlar ve aracı koyuyorlardı. Yani tıpkı günümüz tarikatları gibi, aman dikkat, paçayı kaptırmayın sakın.

Tasavvuf yeni bir dindir ve bu yeni dinin Allah ve Kuran ile alâkası yoktur, inanmayın. Bu insanları dinlemeyin, bizim açıp Kuran'ı okuyup Allah'ı dinlememiz gerekiyor, Kuran'a kafa yormamız gerekiyor, onu düşünmemiz gerekiyor. Allah'ın insanları yaratış amaçlarından bir tanesidir bu.

Gel gelelim müzik kısmına, Türkiye'de tasavvuf müziği denilince benim aklıma gelen ilk isim Mercan Dede. Mercan Dede tasavvuf aşığı bir adam, yıllarca aykırı tipinden dolayı gündemda olay olmuştu. Dolayısıyla Mevlana ve onun düşüncelerini kafasında iyice bellemiş birisi. İnanın zamanında o kadar çok dinler ve yaptığı işleri o kadar kaliteli bulurdum ki... Esas amacı anlayıncaya kadar hepsi çok güzeldi. Zaten İblis'in yanlışı süslü göstermek gibi bir kabiliyeti var ve ben bu yemi yemiştim, artık Allah'a şükür yemiyorum. Güzel tasarım yaptıkları sitesi var: http://www.mercandede.com/TR/Yazilar/Blog/

Yukarıdaki yere girdiğinizde gelen ekranda dakikada birkaç defa yazılar beliriyor ve üç beş saniye sonra kayboluyor. Karşıma gelen ilk yazıyı atıyorum, gerisi size kalmış
:
                                              
Bu sözde insanlara sesleniliyor... Bu adamı uzun süredir dinlemiyorum, iyi ki dinlemeyi bırakmışım. Siz de dinlemeyin.

Allah'a ortak koşma adına Semerkant TV'den bir kanıt daha, vesile kılmak, aracı koymak... Videonun 15. saniyesinde başlıyor. Allah asla kendisine ortak koşulmasını sevmez, kendisine dua edilirken vesile konulmasını istemez. Yahu Allah hatır gönül ile mi insanların günahlarını bağışlıyor? Hatır gönül üzerine mi sevap yazıyor? Hayır ama bu insanların aklı artık uçmuş, ne okuduklarının farkında değiller. Birilerini Allah'a vesile koyuyorsan, Allah hatır gönül meselesi için iş yapıyor demektir.

                                          

Şimdi biraz zikire deyineceğim, paylaşacağım videolar var. Yıllardır zikri bize nasıl yansıtıyorlar onu göreceğiz.

                                           

                                          

                                          

                                         

                                        

                                        

Peki Kuran bize zikir dediğinde ne anlıyoruz ona bakalım:

“Onları apaçık delillerle ve kitaplarla gönderdik. Sana da, insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye zikri/Kuran’ı indirdik. Belki düşünürler.” (Nahl: 44)
“Sana okuduğmuz bunlar, ayetlerden ve hikmet sahibi Zikir(Kuran)dendir.” (Ali İmran: 58)
“Zikr’i/Kuran’ı biz indirdik, Onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr: 9)

Şu üç ayetten anladığımız gibi müslümanlar için zikir, Kuran'dır ama biz, yukarıdaki gönderdiğim zikir şekillerini nasıl türettik? Tıpkı "dünyanın ceza yeri olduğu"na inandığımız gibi, aşağıdaki Yahudileri izleyin şimdi:

                                                  
           

                                                

                                                

Arada bir fark gören varsa, söylesin. Yazının başında Kuransızlığın insanı nereye götüreceğini söylemiştim, işte bunlar da kanıtlarından bir tanesi. Yüce Allah bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini Kuran'da açıklamasın rağmen, hatta zikir'in, Kuran olmasına rağmen, biz müslümanlar ne yapıyoruz? Toplanıp, dakikalarca Allah Allah, Elhamdülillah demenin ne faydası var mânâyı bilmedikten sonra? Bir şey söyleyeyim, eğer bir saat boyunca, hızlı hızlı Allah derseniz, kafanızı sallarsanız beyninizde kötü etkiler bırakırsınız, ciğerleri yorup, bulunduğunuz ortamdan dolayı kafayı uyuşturarak ne söylediğinizi dahi anlamayacak duruma gelerek kendinizi kaybedersiniz. Tıpkı insanların sigara içmesi gibi veya uyuşturucu kullanması, aaa ama nasıl olur? Müslümanlar bunu din adına yapıyor değil mi? Tıpkı yahudilerin yaptığı gibi.

Tasavvufta rabıta dedikleri bir şey vardır ki tamamen insanı küçülten, Allah'ın insana verdiği sıfatları ayaklar altına alan bir uygulama. Rabıta arkadaşlar, bildiğiniz yogadır lâkin mutasavvıflar bunu Budizm'den aldıktan sonra sadece adını değiştip sunmuşlar.

Rabıtada; şeyhinizi, gavsınızı kendinizden daha yüksek bir yerde oturmuş düşünerek, Allah'tan ona nur indiğini hayal ediyorsunuz ve şeyhinize inen nurun da, ondan size geçtiğini düşünüyorsunuz. Tabi bunları yaparken kendinizi iyice mazlum, garip, yardıma muhtaç, ezik düşünmeniz lâzım ki yaptığınız şey amacına ulaşsın. Fotoğraflarla gösterelim:

                                                   

                                                 
Bir insan kendisini böylesine lüzumsuz göremez, çünkü Kuran bunu emretmiyor. Bir de yogadaki rabıtaya bakalım.

"İki tip meditasyon çeşidi vardır:
  • Saguna Meditasyonu: Somut objelere yapılan meditasyondur. Somut objelere yapılan meditasyona örnek olarak mum ışığının gözler kapalıyken göz önüne getirilmesi verilebilir. Tratak gözlerin bir objeye dikilmesidir, gözler kapatıldıktan sonra bu objenin gözde canlandırılmaya çalışılması ise somut meditasyondur.
    Bunun dışında, güzel bir doğa manzarasının veya okyanusun gözünüzde canlandırılması da Saguna meditasyondur.
  • Nirguna Meditasyonu: Soyut meditasyondur. Örneğin Tanrı'nın sonsuz sevgi, şefkat, vb özelliklerinden bir tanesi seçilerek yapılan meditasyondur. Ya da bu dünyanın bir ilizyon olduğunun, gerçek olan tek şeyin saf bilinç olduğuna konsantre olunması da Nirguna meditasyondur."


Aralarında olan tek fark, birisinin din adı altında piyasa sürülmesi. Allah'tan gelecek nurun neden önce şeyhten geçmesi gerekiyor? Çünkü tasavvufun sonuna kadar savunduğu, "Şeyhi olmayanan şeyhi şeytandır." sözüden kaynaklı.

Peki Yüce Allah bunların hepsine Kuran'da nasıl cevap veriyor, tek bir ayet ile göstereceğim:

Bakara 186:
"Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler."

Şeyh mi Allah'a daya yakın? Yoksa Allah mı kuluna daha yakın? Takdiri tamamen size kalmış.



İkinci bölümün sonu arkadaşlar. Tek bir başlığımız kaldı, Kuran'ın, kulu nasıl tek başına doğru yola iletebileceği ile alâkalı, sonra bu seri bitecek. Sağlıcakla kalın.





1 yorum: