Salı, Mart 22, 2016

Din Kimindir ?

Esirgeyen ve bağışlayan yüce Allah'ın adıyla.

Yazıyı okumaya başlamadan önce önemli bir isteğim var, bu yazıyı okurken kalbinizi ve aklınızı, herhangi bir tarafta bulundurmayın. Tamamen gerçekçi ve tarafsız bakın.

-Ha bu arada yazıdaki videoları ben hazırlamadım, araştırmalarımda bulduğum kanıtlar.
Ayrıca benim bu yazıda bahsi geçen kişiler veya kurumlarla ilgili bir problemim yok, yaptıkları işi sizlere duyurmak tek amacım. Doğru ya da yanlış olduğu sizin kararınıza kalmış.

*Bu araştırma yazısı baştan sona kaynaklara dayanarak yazılmıştır, kaynakların hepsini cümlelerin sonunda belirttim.*

Yazıya Musa Peygamber'in, Allah'a nasıl dua ettiği ile başlayacağım. Yüce Allah ayetinde Musa Peygamber'in kendisine şöyle dua ettiğini söylüyor;

"Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar..." [Taha Suresi 25-28]

Ayetin devamında Hazreti Musa'nın, kardeşi Harun'un kendisine yardım etmesi için dua ediyor ama bu duanın temel noktası; Musa Peygamber'in ilk defa Allah ile konuşuyor olması. Biraz kafa yorunca duanın ne kadar net, temiz ve anlaşılır olduğunu fark ediyorsunuz çünkü devamında peygamber; Kuran'ın deyimiyle; azmış, kudurmuş, cinayetler işleyen, kendisini ilah ilan eden firavuna gidecek ve ona yanlış yolda olduğunu izah etmeye çalışacak. Tabi bunlardan önce Musa Peygamber, Mısır'da tartışan iki kişiyi görüyor ve bir tanesi kendi tarafında diğeri ise düşman tarafta. Karşı tarafta olana vurarak yere düşürüyor ve o kişi orada ölüyor. Bunun üzerine Mısır'da aranan Musa Peygamber ailesi ile şehirden uzaklaşırken, bir tepede ateş gözüne ilişiyor. Belki faydalı bilgi bulurum yahut ateş alırım diye gittiğinde ise kendisine sesleniliyor. Yüce Allah direkt Musa Peygamber'e sesleniyor. Aralarında geçen konuşmanın ardından, ona Mısır'a geri dönüp, firavunu uyarması için emir veriyor. (Merak edenler Taha Suresi'ni açıp okuyabilirler.)

Yazıya yukarıdaki ayet ile başlamamın sebebi; Musa Peygamber'in Allah'ın emri karşısındaki o mükemmel ayrıyetten çok öz olan duasını bu yazının başına uygun olduğunu düşünmem, çünkü ben burada size, "Yıllardır kandırılıyoruz, Kuran'daki din, Allah, peygamber anlayışı ile müslümanlardaki, yani bizzat kendimizdeki ve çevremdeki müslümanların inanışları arasında fersahlarca fark var, yanlış yapıyoruz." dersem kimse beni önemsemez, hatta çoğunuz uzun yazı okumaya bile alışık olmadığınız için o cümleden sonra okumadan giderdiniz. Sadece yazıda bu duaya o kadar ihtiyacım var ki, böylesine uyumlu olması çok güzel. Umarım dikkatinizi verebilirsiniz. Bakın baştan uyarıyorum, uzun yazı okumaya alışık değilseniz, parça parça okuyun. Beş on dakika aralar vererek okuyun, hatta öyle yaparsanız daha iyi kavrarsınız, anlattıklarımı taze taze kafanızda düşünmüş olursunuz. Pişman olmayacağınızı temenni edebilirim. Çayınızı kahvenizi yudumlarken, hızlı hızlı okunur.

İblis'in insanları başarıyla, bizler fakında bile olmadan günaha çekebilmesinin altında yatan esas yetenek ne biliyor musunuz ? Temelde yanlış olan bir düşüncenin etrafını doğrularla sarmaktır. Hani soğukta gece uyurken yorgana sımsıkı sarılırız ya, doğruları aynı o şekilde; sapkın, yanlış, günah olan temel düşünceye sarar. Böylece temeli tamamen yanlış olan bir davranışı veya fikri insanlar sorgussuz sualsiz, sadece etrafındaki doğrulara bakarak kabul ederler. Ta ki sabah olup insan gözünü açıncaya kadar, yorganı kaldırıp içindeki sahtekarlığı, kendini kandırışı görünceye kadar.

Ben bunun ilk farkına vardığımda etrafımdaki neredeyse her şeyin saçma ve yalanlarla dolu olduğunu gördüm. Ardından zaman tüm bu saçmalığıyla ilerlerken bunu her düşündüğüm vakit, durduk yere bir boşluğa girerdim ama devamlı olarak, anlarsınız ya. Ta ki yakın bir süreye kadar, hayatım boyunca dinimi etrafımdan öğrendiğimi anladım. İnsanın din gibi inanılmaz hassas bir konuyu; anadan, babadan, sülaleden değil de kendisinin öğrenmesi gerektiğini destekliyorum, zira Allah, Cin Suresi 14. ayetinde şöyle buyuruyor:

"Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır!"

"Böyle mükemmel bir olay nasıl olabilir yahu" demekten günlerdir dilim kurudu. Bakın Yüce Allah asla kullarının kendisine körü körüne inanması hakkında tek bir ayet bile indirmemiş; akıl kullanmak ile alâkalı, düşünmekle alâkalı o kadar çok ayet var ki, Yüce Allah'ın insanların Kuran hakkındaki bilgilerinin artmasındaki önemi göstermek için bir tane daha vereceğim:

"Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar."-Tevbe Suresi, 122-

Dünyada Kuran'dan başka; "...varsa kanıtları getirsinler, inandıkları ilahları şimdi çağırsınlar..."ve benzeri cümleleri kurabilen tek bir kitap gösteremezsiniz arkadaşlar. Bu ayetler bile tek başına Allah'ın yüceliğini kanıtlıyor. Başka bir kitap yok ki, kendisinin böyle eleştirilmesi istesin...

Kuran'ın inişi bildiğimiz gibi peygamber efendimiz vasıtasıyla bize aktarılmıştır. İlk indiği zaman ona inananları düşünsenize; etrafındaki arkadaşları, eşi, dostları ve farklı farklı ailelerin içerisinde "tek tek" olan kişiler. Peygamberimiz kimseye demiyor ki: "Sen benim eşimsin, dostumsun bak kabul etmek zorundasın, yoksa yanacaksın..." diye. Önce birey olarak onlar kabul ediyorlar, onlar mantık yürütüp iman ediyorlar, zaman geçtikçe araştırıp bu imanları daha da kuvvetleniyor. İslamiyetin en güzel yanlarından bir tanesi bu bence, araştırmak. Aklını kullanıyorsun, keşfettiklerini etrafındaki insanlarla paylaşıyorsun, ne kadar büyüleyici olduğunu söylemeye çalışıyorsun ve bunların hepsini önce "kendin", "tek bir birey" olarak yapıyorsun ardından etrafına yayılıyor. Olayı daha iyi kavrayabilmek için bir fotoğraf paylaşacağım:
                                              
Bu fotoğraf, 1977 yılında çekilmiş olan Çağrı filmine ait. Peygamber efendimize vahiy geliyor ardından, yeni dini kabul eden ilk müslümanlar, zaten sayıları çok az olduğu için gizli gizli toplanarak Kuran'ı tartışıyorlar ve anlamaya çalışıyor. Yani "Aaa, kardeşler! İslam diye bir din gelmiş, hadi hep beraber gidip kabul edelim." denilecek bir durum söz konusu değil başlarda. Birey olarak sorumluluğumuzu bilmek gerekiyor. Her şey Kuran'ı okumaya başladığınızda değişiyor. Bakmayın insanların sürekli Arapça okuttuğuna veya okuduğuna, açın interneti ki bence teknoloji Allah'ın bizim dönemimizdeki en büyük nimetlerinden bir tanesi, düşünsenize eskiden bir insan bilgi için kilometrelerce yol giderdi lâkin artık öyle değil. Google gibi bir nimet var, doğru kullanınca istediğin gibi bilgiyi bulabilirsin. Açın Kuran'ın üç beş tane mealini, Arapça karşılaştırmalı, okuyup anlayın, kıyaslayın, bakın hangi çevirmen ne demiş, hangisi karşı çıkmış vesaire. İşte o zaman anlıyorsunuz Yüce Allah'ın sürekli olarak "...hâlâ mı akıl yürütmezsiniz ? Hiç düşünmez misiniz ?" kalıplarını neden sürekli tekrarladığını. Hatta Allah Cin Suresi'nin 14. ayetinde ne buyuruyordu:

"Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır!"

Aramak ve doğruyu bulmaktan kasıt olan şey bu işte; araştırmak, kıyaslamak, algılayıp idrak etmek. Hepsi birbirleriyle bağlantılı, yeter ki peşinden koşalım ya, yeter ki koşalım.

Yazıyı okuduktan sonra hissedeceğiniz şey aynen ilk müslümanlar nasıl hissettiyse öyle olacak biliyor musunuz? İnanın yalnız hissedeceksiniz ve "ben bunu kime anlatsam inanmaz ki bana" düşüncesi beyninizi yiyecek ama önce siz hele sabırla okuyun, sonra ne yapacağınıza bakarsınız.

Şimdi konumuza gelelim, yazı uzun olduğu için iki bölümde anlatacağım. Birkaç haftadır sürekli bilgi toplayarak, insanlarla konuşarak, kitapları araştırarak notlar topladığımdan dolayı bunları düzenlemesi biraz zaman aldı.
  1. "Tasavvuf nedir ? Tarikatların Türkiye'deki Gelişimi"
  2. "Yaratılış fıtratı gereği bir insan Kuran'ı kendi kendine keşfebilir, anlayabilir"
 Fazla uzatmadan bölümlere geçiyorum artık.



1. Tasavvuf nedir? Tarikatların Türkiye'deki Gelişimi: Artık yedi yaşındaki yeğenlerinize bile yaptırabileceğiniz bir arama ile bulabileceğimiz tabirler sağ tarafta var. "Böyle internetten yazarak bilgi edinemezsin." diyebilecekler için şimdiden söyleyeyim; elinizdeki hiç okumadığınız tasavvuf kitaplarının içerisinde de bunlar yahut bunlara benzer tanımlar yapılıyor. Eğer siz de okumuşsanız ve hâlâ tasavvufun Allah'a birilerini veya bir şeyleri ortak koşmak olduğunu algılayamadıysanız, tek diyebileceğim inşallah kısa zamanda vazgeçersiniz. Neyse, bu tanımların hemen hemen hepsi Allah'ın, Kuran için koyduğu tanımlardır veya farklı kelimeler kullanarak bu tasavvuf alimleri yumuşatmıştır esas mânâyı. Yani yüzyıllardır bu insanların sözlerini zaten Yüce Allah kendi kitabı için yılllllllllaaaaar öncesinden söyledi ama bizim insanoğlunun huyunda var bu. Çok basit bir örnekle açıklayayım şu cümlemi, şimdi aklıma geldi ve öyle güzel bir ayet var ki kullanabileceğim. Ne güzel bir ayettir o, gümbür gümbür geliyor:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Ayet tam olarak günümüzü anlatıyor, kesinlikle bundan daha iyisi ancak yine Allah'tan gelirdi gelseydi. Facebook ve Twitter'da bu yüzden Mevlana sözleri paylaşılır veya diğer tasavvufçuların; Şems, Bestami, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, Muhyiddin Arabi...

Şu sağ taraftaki fotoğraf, şeytanın bal tuzağıdır. Yazının başında bize yedirdiği taktiği söylemiştim, tekrar yazıyorum. Neydi bu taktik : "Temelde yanlış olan bir düşüncenin etrafını doğrularla sarmaktır." Sanki hiçbir yanlışlık yokmuş gibi ne güzel cümleler kurmuş değil mi ? "tasavvuf şöyle aşktır, böyle aşktır, kadere aşktır, fenafillahtır..." vesaire ama orada iki tane seçenek var göze batan. İşte o ikisi insanın hayatını alt üst ediyor.

-Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu "mürşid-i kamil" öğretir.
-Tasavvuf, Resullullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyaların kalplerine gelen bilgilerdir.


Aha buraya dikkat edin şimdi:

-
İslam, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu "Kuran-ı Kerim" öğretir.
-Kuran ise, Allah'ın vahyi ile Cebrail'den, Hazreti Peygambere gelen bilgilerdir. (saygımız ve sevgimiz onların üzerine olsun)


Evliyalar, mürşid-i kamiller kim biliyor musunuz ? Yaşayan evliyalar, diye arama yapabiliriz mesela! Mürşid-i kamil diye arattığımız zaman da aynı görüntüler çıkacağı için boşverin orayı. Mühim bir şey söyleyeceğim şimdi iyi okuyun, bu evliyalar internet ortamında videolarının, görüntülerinin olmasını istemezler sizce neden? Çünkü; kimse bu insanları anlayamayacak, etrafa yanlış bilgi yaymak istemiyorlar. O kadar bilgi küpü insanlar ki bunlar, Kuran'ı yalamış yutmuş o bakımdan tasavvufun son makamı fenafillaha ulaşıp, Allah dostu olmuş insanlar yani. Şaka şaka. 

Öyle insandırlar ki; müridlerine, bu kelimenin açıkçası, kendilerine tapan insanlara anlattıkları hikâyeleri, yalanları, hurafeleri, diğer gerçekliği ve kaynakları belli olmayan, sadece bir takım isimlerin ve sıfatların anıldığı anıları dışarıdaki insanlardan fark eden olur ve mürid kaybederiz korkusu olduğu için istemezler. İnternete büyük kısmı düşmandır bunların ama bizim millet bir garip, gerçek gözlerinin önünde olsa dahi fark edemiyorlar. Bunun bir sebebi de zamanla dinin onlar için alışkanlığa dönüşmesi.

(Videolara başlamadan önce şunu aklınızda tutun: Mürşid demek- Üstün insan, doğru yol gösteren demek. Mürid ise- Ona uyanlara deniyor, onun altındakilere, yol arayan yani.

                                              

Bir rivayette, büyüğün birisi rüyasında kendi tarikatındakileri sinek yapıp kutuya koymuş, sonra da Allah karşısında utanmasınlar diye, belgelerini işlerini hallettirip cennete yerine koyacakmış. Yahu onları geçtim, diyor ki; "...peygamberler, evliyalar, sahabeler geldi geçti yardım etmedi, Şah-ı Nakşıbendi gelip kurtardı beni..."

Kimin kıyamet görüp görmeyeceği, hangisinin hangi cennet makamına gideceğine Allah'tan başka kim karar verebilir? Allah bana kimseyi, hiçbir şeyi ortak koşmayın diye defalarca Kuran'da diyor, Mekkeli müşrikler putlara niye tapıyordu birader? Mekkeli müşriklerde Allah inancı yok muydu? Müşrik demek, Allah'a başka ilahları ortak koşmak demek. Bu insanlarda da Allah inancı vardı ve Allah'a tek, ulaşılmaz olarak baktıkları için üç yüzün üzerinde put yaptılar zaten. Kendilerini Allah'a yaklaştıracaklarını düşünüyorlardı. İlah deyince illa aklınıza ulaşılmayan, doğaüstü, aşmış varlıklar gelmesin. Söyleyin şimdi arada ne fark var? Durun daha bitmedi, bismillah dedik, yeni başlıyoruz. Bakalım ne tür sohbetler var daha.

                                               

Örneğin videoda şahsın ne dediği belli değil, bir dakika içerisinde elli farklı konudan bahsediyor. Hatta bu adamın dediklerini Kuran defalarca, yüzlerce kez tekrarlıyor. İnsanların beyinlerine Allah'ın Kuran'ndan daha çok; şeyhin, gavsın, kutubun nasıl nazarı olur onları sokuyorlar. Ardından, bütün bunlara rağmen birçok konuda fikir sahibi adamlar, üniversite mezunları bunları dinlemeye gidiyor, peki ne için? Rüyada sinek yapılıp kavanoza koyulduktan sonra, cennete girmek için mi? Allah'ın, Kuran'da dediklerini ciddiye almayarak, şu insanların dediklerini mi benimsiyorsunuz? Zümer suresi 45. ayette ne demişti Yüce Allah:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." Evet, Allah'ı umursamayıp, bu insanları umursuyormuşsunuz, 1400 sene öncesinden söylemiş.

                                                 

Neyden bahsettiği belli olmayan bir video daha, arada birkaç kilit kelimesi var. Şahin kuşu beyler, gözleri kapalı avlanırmış. 21. saniyeden 23. saniyeye kadar birilerinin ismini söylüyor ama anlaşılmıyor. Eğer gavs geldiğinde kalkmazsanız, nispet kesilir; şahin kuşu daima gözlerini kapatırmış. 1:20'ye odaklanın, yine bir şeyler anlatıyor lâkin anlaşılmıyor. "Gözü kapalı olursa, av avlamaz." diyor. Gözü açık bırakırsa beş para etmezmiş şahin. 2:20'de ne diyor? "Daima avlı olması lâzım, av yapması lâzım, dişiyi avlamak için o zaman mürşidin huzurunda ...... gözü kapalı olacak." Devamında da diyor ki; "Mürşidin isterse gözü kapalı olsun, ister sohbet olmasın." Yani asla kendilerine söz ettirme fırsatı vermiyorlar birader. Bu Kuran'ın yöntemidir. Kuran'ın gerçeğidir. Bunu sadece Kuran diyebilir.

                                             

"Mürşid ile mürid arasına hiç kimse giremez." diyor, peki bu sözü kim söylüyor? "...Kim girerse hüsran olur..." bu insanları kim yetiştiriyor?  İnsan sadece Allah'tan korkmalı:

"Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir. " -Talak Suresi 10-

"Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür." -Talak Suresi 5-

"Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir." -Kaf Suresi 33-

Bu insanlar, Allah'ın ayetlerinin üzerine laflar söylüyorlar, korkutuyorlar. 4:48'te, "...ama mürşidin yeri ayrıdır...", "...şeyhin yeri ayrıdır..." nasıl kendilerini garantiye almaya çalışıyorlar farkında mısınız? Sorgu sual istemiyorlar. 6:15'te: "...çünkü biz burada bugün sizi yönetiyoruz. önce bizi tatmin edeceksiniz, önce bizim hakkımızı vereceksiniz, ondan sonra..." artık devamında ne diyorsa.

0:41. saniyede diyor ki, "...bütün hak ve hukuklarınız bizdedir, ancak biz size dağıtırız..."

Neden bu insanların internette görünmek istemediklerini anlıyor musunuz? "Tasavvufta hiçbir şeyi bilmiyorsunuz." diyor. O zaman tasavvufu kim biliyor? Bu insanlar kendilerine gavs, kutub, alim dedirttiriyorlarsa kendilerinin bilmesi gerekiyor. Bir tutturmuşlar aşk aşk aşk, şu ana kadar okuduğum hiçbir metinde bu bahsettikleri "Allah aşkı" mantıklı açıklayana denk gelmedim. Kimse tasavvufta aşkın ne olduğunu bilmiyor çünkü söyledikleri her şey hikâye, yani doğru düzgün Kuran konuşmuyorlar.  İslamiyetin gerçek mânâsına varamamış oradaki insanlar, o anlatılana göre. İzledikçe utanıyor insan. Peygamberimiz, kendi kızına dahi yardım edemeyeceğini söylemiş lâkin bahsi geçen gavslar, kutublar, alimler böyle konuşuyorlar ? Kime nasıl yardım edebileceklerini düşünüyorlar ? Yani arada bir tutarsızlıkları var.

Yorulduysanız bu kısımda ara verin bir süre, sonra okumaya devam edersiniz.

Şimdi buraya dikkat, başlarının konuşması çünkü:

                                        

Videonun başında daha sorunlar başlıyor, "Biz okul okumadık, okula gitmedik..." diyor, bunu hafızanızda tutun, ardından üniversite mezunlarının, doktorların, mühendislerin ve daha birçok sıfatların bunları dinlemeye gittiklerini düşünün. Kendisine şeyh, gavs denilen insanların Kuran'ı buna rağmen nasıl anlatacaklarını, yorumlayacaklarını düşünün ve ardından sinirlenmeden, yazıyı okumaya devam edin.

Gavs'a göre; "Nakşıbendi tarikatı, sevgili Peygamberimiz ile başlıyor ve ardından Ebu Bekir'e geçiyor. Yüce Allah Ebu Bekir'i seçiyor tarikatın başına, hatta Peygamberimiz, Ali'nin geçmesini istemiş lâkin Allah kabul etmemiş."

Bu olay gerçekten hafife atılacak bir şey değil. Bunlar şahit olarak kıyamet günü kimleri koyacaklar acaba? Kimleri çağıracaklar yanlarına keza yaptıkları Allah'ın peygamberlerinden bir tanesine iftira atmaktır. Böylesine mühim bir olay gerçek olsaydı olan şeyi yazıyorum şu an; öncelikle peygamber efendimiz veda hutbesinde bize bunu söylememiş, Yüce Allah tasavvuf yolunun, insanları kendisine yaklaştıracak yegane yol olduğunu bildirmemiş olacaktı. Üstteki videolarda söylediklerini de baz alarak düşündüm. Böylece ortamda bir kaos olacak ve insanlar arası çekişme olacaktı. Yahu arkadaşlar bu insanlar da senin benim gibi Allah karşısında sorguya çekilecekler, Allah kimseye vip bilet vermedi, herkes eşit. Bu din zaten herkesin Allah karşısında ve birbirleri aralarında eşit olduklarını söylemek için geldi. Bu eşitlik illa; beyazın zenci üzerinde, çekik gözlünün yuvarlak gözlü üzerinde olacak görsel eşitlikler değil. Bir insan isminin önünde gavs, kutub, şeyh, alim, derviş gibi sıfatları var diye kendinizden üstün olduklarını kabul ediyorsanız, siz Kuran'ın getirdiği eşitliğe inanmıyorsunuz demektir. O sıfatlar var diye gidip o insan karşısında beraber, onu şahit tatarak tövbe ediyorsanız, dua ediyorsanız Kuran'ı hepten anlamamışsınız demektir. Lütfen okuyun, lütfen anlayın.

6:45'te, Allah'ın kime ne kadar sevap yazacağını söylüyor. Yanında yazıyor ya, tabi biliyor Allah'ın ne kadar sevap yazacağını. Tövbe Allah'ım. Cezbe dedikleri şey var, gidip bağırıp çağırıyorlar oralarda. :/ Harbi üzülüyorum. Size tüm samimiyetimle söylüyorum, eğer şu sohbetlere ayırdığınız vakitleri Kuran okumaya adarsanız emin olun bu insanlardan duyduğunuz şeylerin elli milyar katını, fazla fazla okuyup idrak edeceksiniz. Dakikalarca, saatlerce bomboş konuşuyorlar, herkesin bildiği şeyleri söylüyorlar ama kimse karşı çıkmıyor çünkü başlarındaki insanın ne dediğini anlayan yok. Kimse o an orada değil, düşünmüyorlar, kafa yorup düşünmüyorlar ve bütün hikâyelere kanıyorlar, bence bir de bunun oradaki ortamda bulunan büyüsü vardır, videolarda dinleyenleri gösterdiklerinde, sürekli baygınca etrafa bakan veya kafasını eğmiş, gözünü kapatmış adamlar görünüyor. E haliyle bu insanların o anlatılanlara karşılık vermesini bekleyemezsin. Bunların bir saatlik, iki saatlik sohbetleri var, o sohbetleri de dinledim. hiçbir şey kazanmıyorsunuz, çünkü o 120 dakikanın 100 dakikası hikâye, 15 dakikası gavsa hizmet, tarikata hizmet, son 5 dakikası Kuran.

Videonun 17:50'nci dakikasında, Yüce Allah'a iftira atarak diyor ki; "Eğer Allah'ın emirlerine bu dünyada uymazsak, Allah'ın dünyada ceza vermez." diyor nakşıbendi gavsı. Peki Allah Kuran'da ne diyor:

"Eyke halkı ve Tübba kavmi de, resullerini yalanladılar da, azabım gerçekleşti."-Kaf 14-
"O kâfirleri dünyada da, ahirette de en şiddetli azap ile cezalandıracağım."-Ali İmran 56-
"Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığına uğrattık."-Araf 130-

Gelelim 21:10'uncu dakikaya. "...Bu dünya en takva sahibi tasavvuftur..." Yani bu dünyada en çok Allah bilinci olan, hayatını ona göre yaşayanlar tasavvufçularmış gavsa göre. Yalan, vallahi de billahi de yalan. Bu dünyada kimin daha çok Allah bilincine sahip olduğunu, kimin daha çok iman sahibi olduğunu, kimin kalbinin daima Allah için attığını ancak ve ancak Yüce Allah bilir, onun dışında kimsenin bu konuda bilgisi yoktur.

Bunların bir hikâyesi daha vardı dinlediğim. Gavs dedikleri şahıs kimseyle göz göze gelmezmiş, çünkü onun nazarı çok büyükmüş, bunları anlatıyor. Sonra bir gün müridlerinden bir tanesi sürekli gavsın gözüne bakıyormuş, gavsı ise gözünü kaçırıyormuş devamlı. Bir gün tam göz göze gelecekken birşeyler olmuş tamam mı ? Sormuşlar gavsa, "Ne oldu sultanımız ?" diye. O da, "Şu müridime söyleyin bakmasın, az önce peygamberimiz araya girmeseydi yanacaktı!" diye cevap vermiş. Hikâye yüzde doksan böyle, arada kaçırdığım bir şey vardır belki. Uydurmuyorum, yalan söylesem elime bir şey geçmeyecek.

Neyse videoya dönecek olursak, 23:05'te diyor ki, "...tasavvuf olmazsa insan o yol çıkarttıramaz..." Tasavvuf olmadan cennete gidemiyoruz millet, geçmiş olsun. Ne diyordu Yüce Allah Zümer Suresi'nde:

1. Kitap'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
2. Emin ol, bu Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah'a özgüleyerek, O'na kulluk ve ibadet et!
3. İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: «Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.» Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf(yani anlaşmazlık, uyuşmazlık) edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

Bu altını çizip kalınlaştırdığım yer, günümüz müslümanlarına cuk oturuyor. Dini Allah'a özgülüyoruz lâkin Mekkeli müşrikler gibi, Allah'a yakın olmak için birilerinin önderliğini arıyoruz. İki fotoğraf göstereceğim:

                                                 

                                                 
                


O fotoğraflar yurtiçi kargonun Türkiye içi ağ haritası değil, o fotoğraflarda millet tövbe alıyor. Hıristiyanların günah çıkarmasında nasıl rahip eşliğinde günahlarını itiraf edip pişmanlık duyuyorsan ve o rahip senden daha yüksek bir imana sahip olduğu için günahların anında siliniyorsa buradaki olay da aynı öyle. Sen orada "...pişmanım ya Rabbi..." diyorsun; gavs, kutup, ermiş, alim, derviş artık her ne haltsa, senden daha yüksek imana sahip olduğu için senin ettiğin tövbede Allah'a aracılık görevi yapıyor. Yani mantıken diyorsun ki; "Allah'ım ben tövbe ettim ettim ama senden hiç utanmadığım için sürekli tövbelerimi bozdum ama şu gavsından utanıyorum, bir daha onun yüzüne bakamam, utanıyorum. Bu kulunun imanı benimkinden daha fazla, onun hatrına ve lütfen şu yüksek imanlı kuluna küçük düşmemem için tövbemi bir daha kabul et Allah'ım."

Yukarıda bu zatlar hakkında yazdığım her şeyi aklınızda bir bulundurun; her yere istedikleri zaman gidebildikleri, bir bakışlarıyla müridlerini yakabildiklerini, adını andığın anda yanına geldiklerini, şahitlik koyarak tövbe verdiklerini... Ve bu gibi insanüstü süper güçlerinin hepsi. Şuraya sadece iki ayet koyacağım ve neler olduğunu göreceğiz.

Araf Suresi - 37:

"Allah'a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: «Allah'tan başka taptıklarınız nerede?» derler. Onlar: «O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar.» derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler."

Ahkaf Suresi - 9:

"Ey Muhammed! De ki: «Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.»"

Yüce Allah'ın son peygamberi dahi bunları söylerken, yahu siz nasıl olur bu kutub, gavs, alim, Allah dostu dediğiniz insanlara böylesine üstün sıfatlar, yetenekler koyarsınız? Hiç mi düşünmüyorsunuz? Ama ben biliyorum ki, Kuran'dan getirdiğim bu kanıtlara rağmen karşıma geçip hâlâ inkar edebilecek garip insanlar var bu dünyada. Bu düşüncelerinizin, Mekkeli müşriklerin Allah'a ortak koşmalarından başka farkı yok. Lütfen bunu artık anlayın. Yıllarca kandırılmışız, lütfen anlayın. Akıl yürütün, düşünün.

Bitmiyor abi, vallahi bitmiyor, iyi dinleyin:

                                                 
                 "Biz istesek, Allah'ın izni ile bu işi meleklere yaptırırız fakat istiyoruz ki sofiler kazansın.." 

"...fakat istiyoruz ki sofiler kazansın." demek, bu inanca göre baktığında, "bütün müslümanlar kardeş değildir" demekle aynı kapıya çıkıyor. Keza sen sadece kendi elemanlarına kıyak geçmiş oluyorsun lâkin kalpleri ve o kalplerin içindekileri, imanları ancak ve ancak Yüce Allah bilir. Gavsınız, önderiniz, kutbunuz, şeyhiniz, aliminiz değil.

İnşallah bu zatların neden isimlerinin, fotoğraflarının, videolarının internette görünmemesini istediklerini daha iyi kavrayabildiğinizi düşünüyorum artık.

Örneğin Semerkand TV'nin beyin yıkama seanslarından birkaçına bakacağız şimdi:

                                                               
(Evliyaların ruhları, dünyadaki dostlarına görünebilir ve rüyada ehl-i iman ile münasebet kurabilirler.) Allah, insanoğluna ne zaman ruh vermiş ? Kuran'da geçiyor mu ? Ruh; Cebrail, Kuran, Adem ve İsa peygamber için kullanılıyor. Onların ortak noktası da babalarının olmaması. Peki şimdi bu Semerkand TV gerçeği mi çarpıtıyor ? Madem bu kadar dinle ilgili bir kanalsın, bunları paylaşmandakii hakikat ne ?


Geldik yine tasavvufun farklı mertebelerine, yine kimselerin anlayamadığı makamlara, kendileri dahi neyden bahsettiklerini bilmediği halde insanların aklını bulandırmak ve boş hevesler peşinde koşturtmak için atılan kırk takla. Fenafillah, kulun Allah'ta kaybolması demektir. Tamamen Kuran dışı bir inanış.
(Video kanıtı)


Fazla uzatmadan son kez aşağıdaki fotoğrafa bakalım:
                               

Bilmeyen insan için böyle uzaktan bakınca her şey ne kadar temiz görünüyor değil mi ? "Tasavvuf tam kurtuluş yolu." diye düşünüyorlardır. Ha tabi kimin ne kadar takva sahibi olduğunu ancak Allah bilir lâkin akıl herkese verilmiş, böyle kullanılması saçma.

Şimdi biraz daha derine inelim. Türkiye'de en yaygın tarikatlardan bir tanesidir nakşibendi ve bu tarikatta dört temel esas vardır:
  1. Dünyayı terk,
  2. Ahireti terk,
  3. Varlığı terk,
  4. Terketmeyi terk.
Açalım:

"O yüzden Nakşibendi yolunda dört şeyi terk etmek esas kabul edilmiştir.
‘Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk.
Terk-i dünya(dünyayı terk), terk-i ukbâ(ahireti terk), terk-i hestî(varlığı terk), terk-i terk(terketmeyi terk).’
Hakikate ulaşmak için Nakşi yolunda giden bir müridin dört şeyi terk etmesi gerekir.
Birincisi terk-i dünya ;  dünyanın kalbi oyalayacak şeylerinden elini eteğini çekmesi demektir. Bu sebeple çok veli zatlar münzevi yaşamışlar, bırak dünyanın gereksiz ve lüzumsuz işlerini zaruri işlerinde bile çok azla kanaat etmişler.
İkincisi terk-i ukbadır ; ibadet ve niyette cennet sevdası ve cehennem korkusu maksat ve gaye olmayacak tam manası ile her şey Allah’ın rızası için olacak. Cennet için namaz kılmak bu yolda olmaz demektir.
Üçüncüsü terk-i hestidir ; Hesti; kelime olarak varlık, var olma ve mevcudiyet manalarına geliyor. Terim olarak benlik ve enaniyet davası demektir. Yani insana emanet olarak verilen cihaz ve kabiliyetlere haksız bir şekilde sahiplenmek demektir. Terk-i hesti ise Allah’a karşı benlik ve varlık davasını bırakıp, kulluk ve ubudiyet tavrına girmektir.
Dördüncüsü ise terk-i terk etmektir ; dünya, ukba ve benliği terk eden birisi, ben bunları terk ettim diyerek böbürlenip kendinin üstün bir mevki ve makamda olduğunu tevehhüm dahi etmemelidir. İşte terk ettiklerini de terk etmek daha ve ince ve latif bir terbiye ve ahlaki olgunluktur. Bu kıvama gelmeyen bir Nakşi müridinin yolu bitmiş sayılmaz."

Yüce Allah yeni din yazdı da bir tek bizim mi haberimiz yok? Hayırdır? Niye bu tasavvuf buram buram Hinduizm kokuyor? Dünya yok, ahiret yok, varlık yok, hatta terketmeyi de terk diye bir seçenek var. Bunların hepsini toplarsan elinde kalan tek şey "Vahdet-i Vücud"(Varlığın Birliği, yani Allah her şeyde var) olur, onu da az sonra açıklayacağım. Şimdi, Kuran'ın neresinde var bunlar? Zaten bu bilgileri ismi geçen tarikatın içinde olanların yüzde 5'i veya 10'u biliyordur toplasan, çünkü bizim memleketimizin insanlarının çoğu araştırmaz; gavsı, kutbu, kime uyuyorsa artık ne derse onu yapar. Ne demişti Yüce Allah:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Neyse devam ediyorum, şimdi birçoğunuzun hayatında ilk defa okuyacağını düşündüğüm birkaç mühim bilgi vereceğim, tüm dikkatinizi verin buraya. Konu çok önemli, tasavvufun kaynaklarına ineceğiz şu an, yorulduysanız lütfen ara verin dinlenin, sonra devam edin. Reklam arası.

Upanişadlar'ı duydunuz mu hiç ? Muhtemelen hayır, biraz neler barındırdığını anlatmaya çalışacağım. Elimde şu kitap var:
          

Upanişadlar, Hintlilerin kutsal saydıkları belgelerdir. Kitabın önsözünde diyor ki, "...Ünü Hindistan'ın dışına da çıkmış, Batı felsefesinde de büyük etkileri olmuştur. Bu metinler felsefe tarihi, bilim tarihi ve ilahiyat yönünden öylesine önemlidirler ki Upanişadlar olmaksızın bu bilim dallarında çalışma yapmak çok büyük eksiklik yaratır."

             

                                                                
Upanişadlar milattan önce 600'lü yıllarda ortaya çıkıyor. Sonrasında 1800'lerde Latince'ye çevriliyor. Türkçe'ye ilk, Dergâh Yayınları tarafından; özet olarak, eksik çevirisi 1976'da Mehmet Ali Işım tarafından yapılmış. Arthur Schopenhaur, Upanişadlar için demiş ki; "Bu, dünyadaki en iç rahatlatıcı ve insanı yücelten eser olsa gerek. Yaşamımın tesellisi o oldu, ölümümün de o olacak." (Oxford Üniversitesi Yayınları, 13 Temel Upanişah, 1930 R. E. Hume.)

Bu kitabın tüm özeti nerede yatıyor biliyor musunuz ? İşte ilk sayfadaki önsözde:
                                               


"Upanişadlarda en yüce varlık Brahma ile her canlının içinde barınan Atman aynı varlıktır. Bunlar gibi Prana, Udgitha, Pracapati ve daha birçok kavram yüceltilir. "Tat tvam asi" (sen o'sun) ve "aham Brahma asmi" (ben Brahma'yım) sözleri, Upanişadların felsefesini formülleştirirler. Evren Brahma.'dır, Brahma da Atman'dır. Atman Evren'dir. Bilge Şandilya, "Elbette var olan bütün her şey Brahma'dır." diyerek bir başka formül..."  Gördüğünüz gibi bu Brahma, Hinduların tanrısıdır.

Bize buraya kadar olan kısmı yeter. Arkadaşlar bu kitap 300 küsur sayfa ve kitabın tüm özeti şu çerçeve içerisine aldığım yerdir. İki cümlemiz var elimizde:

1- Sen O'sun.
2- Ben Brahma'yım.

Bismillah noluyor... Sen O'sun, Ben Brahma'yım. Bu nereden tanıdık geliyor bana yahu ?

Önce şu videoyu izleyin lütfen:

                                              

Ne güzel anlatıyor Nihat hoca be değil mi ? Çünkü adamın işi o. Korkacaksınız böyle söz cambazlarından. Ruhunuza işlerler. Neyse konuya dönelim, Hallac'a.

Kitapta iki cümleyi hemen tekrar hatırlayalım şimdi, Sen O'sun ve Ben Brahma'yım. Sen O'sun demek, Sen Allah'sın demek, peki "Ben Brahma'yım" ne demek lan ? Enee, Ben Allah'ım demek bu. Bir dakika ya, harbiden de öyle. Nasıl oluyor yahu ? Bu belgeler milattan önce 600'lerde mi söylemiş ? E bizim Hallac-ı Mansur ne demişti:

"Hallâc'ın Allah'ta eriyip yok olmak anlamında söylediği "Enel el-Hakk", yani "Ben Hakk'ım" (‏انا الحقّ‎ ‎, En el-Hakk) sözü bahane edilerek 912 yılında tutuklandı." (vikipedia)

"Hallac sadece bunun Arapçasını söylemiş o zaman. E şimdi, bu adam mutasavvıf, yani tasavvufta ilim irfan sahibi aşmış bir insan; Hindistan'a gitmiş, Türkmenistan'a gitmiş... Daha birçok yere gidip mürid toplamış islam yayıyorum diye. Nasıl olabilir bu ya ?"

Çünkü, benim inandığı şeyi sorgulamayan, neden diye merak etmeyen biricik arkadaşım, bu insanlar Vahdet-i Vücud'a inanıyorlar. Eğer sen de günde bin rekat namaz kılarsan, sen de ben Allah'ım dersin. Hiç abartmıyorum. Namaz kılmaktan başka hiçbir şey yapmazsan, az sonra göreceğimiz İmam Rabbani gibi, "Allah'ı kadın şeklinde görüyorum/tecelli ediyor." dersin. Bu hayatta o tip insanların ne kendisine faydası vardır ne de çevresine. Yüce Allah bizi bu dünyaya arayalım, araştıralım, güzel işler yapalım diye göndermiş.

Vahdet-i Vücud = Ben Brahma'yım. Yani: "Ben Allah'ım = Ben Brahma'yım." Ben Allah'ım demek Ben Brahma'yım demekle aynı şey. Peki bu ne demek biliyor musunuz? Yüzyıllardır bizim islam alimleri Hindistan'dan aldıkları Budha öğretilerini İslam'a karıştırıp yeni bir din kurarak ismine tasavvuf dediler demek. Siz hiç Allah'ın, başınız dönünceye kadar dönerek beni tespih edin dediğini duydunuz mu? Veyahut kendinizden geçinceye kadar? Veyahut aşka gelinceye kadar? Ben duymadım ama Mevlana duymuş demek. Tasavvu alimlerinin savunduğu düşünceler sürekli; "Allah aşkından ne söylediklerinin farkında değiller, Allah Allah Allah diyerek kendilerini kaybediyorlar..." bunlardır lâkin Yüce Allah hiçbir zaman kullarının akıllarını kaybederek kendisini anmasını ibadet veya iman şartı diye koymaz. İnsanlar sadece uydururlar ve bu uydurdukları şeye gerçekmiş gibi sarılırlar.

Biraz daha derine inelim hadi. Bu adamlar pagan dininin öğretilerini alarak islamiyeti mistikleştirdiler. Neden Sufizm'den, Mevlevilik'ten sürekli "Mistik İslam, İslam'ın Mistik Yönü, Mistisizm" dediklerini de inşallah böylece anlamış oldunuz. Hatta son zamanlarda bu insanların propagandası televizyonda çok yapılır. Özellikle dizilerde. Bunların hepsi bilinçaltınıza ne yerleştiriyor biliyor musunuz ? Sizin islamı öğrenmeniz için üstün bir varlığa ihtiyacınız var düşüncesini, tek başınıza Kuran'ı idrak edemeyeceğiniz düşüncesini, böyle mürşidi olmayan kulların Allah'a uzak oldukları düşüncesini... Halbuki Yüce Allah, "Ben kuluma şah damarından daha yakınım." buyuruyor ama bu tasavvufçular bunu çarpıtarak her şeyi kendilerine yığmışlar ve öyle sızmışlar ki içlerimize... Höd desen laf yiyorsun, sanki savundukları insanlar askerlik arkadaşları. 



Neyse, yani canım arkadaşım şimdi az yukarıda söylediğim Vahdet-i Vücud'a (Varlığın Birliği) kapak atalım. Vahdet-i Vücud demek, var olan sadece Allah'tır demektir, her şeyde Allah'ı görmek demektir, Allah'ın bir parçasını görmek demektir. Varolan diğer şeyler de Allah'ın gölgeleri veya isimleridir.

Buna inanan insanları islam alimi olarak kabul ediyoruz günümüzde; İmam Rabbani, Mevlana, Cüneyd Bağdadi, Halid Bağdadi, Muhyiddini Arabi, Hallac-ı Mansur... gibi isimler.

Mevlana bu konuda hakkında birkaç şiir yazmış:


Eğer dünyada bir tek âşık varsa ey Müslüman, o benim işte,

Eğer bir mümin, bir kâfir, bir Hıristiyan, bir zâhid varsa

O benim işte

...

Dünyada yetmiş iki mezhep

Gerçekten yoktur, Allah'a yemin ederim ki

Her inanç ve her mezhep benim işte


Hemen başka şiire geçiyoruz,

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
Aradığın ancak sensin, sen.
...
Madendeki inciyi aradıkça madensin.
Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
Neyi arıyorsun, sen osun.
Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

Mevlana bu iki şiirinde de alttan alttan belli etmeden Allah ile bir olduğunun mesajını veriyor. Zaten bu insanların bahanesi hazır arkadaşlar, "sen anlamazsın, sen aşağılıksın, akıl erdirmezsin" ağızlarında sakız olmuş bizim alimlerin.

Neyse, az yukarıda "Ben Brahma'yım" demiştik ya. Vahdet-i Vücud(Varlığın Birliği) budur diye, gördüğünüz gibi Mevlana da aynısını söylüyor. Din, dil, ırk hiçbir ayrımı saymıyor. Her birine yok diyor çünkü kendisi de yok ona göre, sadece Allah var. O yüzden de her şeye "benim o işte" diye cevap veriyor. Mevlana gibi isimler veyahut tasavvufun öncüleri hayatları boyunca pagan mistisizmini, islamiyete yavaş yavaş karıştırmışlardır arkadaşlar. Belli etmeden, o yüzden günümüzde bu kadar takipçileri var.

Özellikle bahsetmek istediğim bir konu var. İmam Rabbani'nin Allah'ı kadın vücudunda görmesi. O İmam Rabbani ki, Hindistan(!)'da yaşamış, İslam aleminin ve tasavvufun sarsılmaz taşlarından bir tanesidir, Nakşibendi Şeyhidir

Birinci cilt, 1. mektubatında ne dediğine bakacağız şimdi:
"Tarikatı seyru selike devam ettiğim sırada Allah'ın, Zahir ismine ait açık bir tecelli ile müşerref oldum. Öyle ki, artık bu isim tek tek bana her şeyde tecelli etmeye başladı. Özellikle kadın suretinde. Hatt kadınların tek tek bütün uzuvlarında. Nihayet ifade edemeyeceğim nitelikte onlara boyun eğer vaziyete geldim, bu konuda çaresizdim." (Semerkand Yayınları, 1. Mektubat, Talha Hakan Alp, Ömer Faruk Tokat, Ahmet Hamdi Yıldırım, farklı basımlarda değişiklik gösterebilir veya bilerek mektubat çıkartılmış olabilir.)

Yine birinci cilt, 187. mektubat:
"Mürşid'in gölgesi Hakk'ın zikrinden daha faydalıdır. Yani mürşidin hayali, müridinin kalbine Allah'ı zikretmesinden daha çok fayda verir. Çünkü başlangıçta, müridin Hak Teala ile tam yakınlığı yoktur. Bunun için zikir etmekle çok faydalanamaz." (Semerkand Yayınları, 187. Mektubat, Talha Hakan Alp, Ömer Faruk Tokat, Ahmet Hamdi Yıldırım, farklı basımlarda değişiklik gösterebilir veya bilerek mektubat çıkartılmış olabilir.)

Yani arkadaşlar İmam Rabbani diyor ki ilk mektubatında, Allah'ın zahir ismini kadın vücudunda ve uzuvlarında ardından her yerde görüyor.  Tövbe haşa. Farklı sürümlerde kadın yerine, Nisa yazar, yani mânâsı yine kadın olan Arapça kelime. Siz bunları insanlara söylediğiniz zaman, tekrardan karşınıza çıkacaklar, çünkü öyle bir algımız var ki sanki eleştirilemez, sorgulanamaz gibi, Allah, Kuran için bile "...daha üstün kanıtları varsa getirsinler..." diyerek eleştirebilecek varsa, gelsin diyor ama insanoğlu çok garip işte. Allah'ın bize bildirmediği bu tarz dini olaylardan uzak durmak lâzım ama denk geldiğinde, araştırıp kökene indiğinizde hâlâ hata varsa bence insanları uyarmak gerekiyor. Kaldı ki İmam Rabbani de; Vahdet-i Vücud'un(Varlığın Birliği) aşılması gerekilen bir mertebe olduğunu savunur ve farklı bir mertebe olduğunu savunur, o da Vahdet-i Şuhud'tur. (Görülenin Birliği)

İmam Rabbani 187. mektubunda ise; şeyhin, gavsın, alimin gölgesi Allah'ı zikretmekten daha faydalıdır diyor. Devamında da bizim gibi insanların ilk başta Allah ile tam yakınlığı yoktur diyor. E peki bir namaz kılarken Fatiha okuduğumuz zaman ne diyoruz ?

1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah’ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların
ve o sapmışların yoluna değil.

İlk dört ayette Rabbimi övdüm ve geriye kalan son üç ayette Rabbime dua ettim. Arada bir aracı olmadan Rabbimle iletişime geçtim, namaz esnasında, çünkü her namaz bir müslüman için Allah ile baş başa kalmak demektir, onun yolunda ilerlemek demektir, ellerini açıp ondan yardım istemek demektir, onunla tam bir yakınlık kurmak demektir.

Vahdet-i Şuhud mertebesine ulaşan bir insan Allah'ı görür. Evet yanlış okumadınız, Allah'ı görür. Bunu İmam Rabbani destekliyor. Artık Vahdet-i Vücud'un tersine her şeyi Allah olarak görmezler lâkin her şeyi O'ndan olarak görürler. Arkadaşlar inanın yazmak istediğim çok şey bu konuda lâkin kafa o kadar karışıyor ki, çünkü bir tarafı desteklemedikleri için karşıt taraf başka bir terim uydurmuş. Çünkü arkadaşlar:

Tasavvufta, çiftlik/ikililik yoktur. Yani eğer her şey zaten Allah ise sen yoksun demektir. Var olmana gerek yok demektir ki Mevlana dörtlüklerinde insanları sürekli bu konuda aşağılar. Aynı şey, her şeyin Allah'tan olması için de geçerli yahut O'ndan bir parça olarak düşünülmesi için de... Zira her şey Allah demek, senin de Allah olduğun mânâsına geliyor. Her şey Allah'ın parçasıdır demek, yine senin Allah olduğun mânâsına geliyor. Zaten Şems'in, Mevlana'nın birbirlerine duydukları bu sevginin kaynağı, kendilerinin bu bilinçte olduğunu iddia etmeleridir. Burada Fenafillah makamı vardır, bu makamsa kulun Allah'ta yok olmasıdır. Bu ikililik ortadan kalkınca Allah tecelli eder. Bu yüzden Mansur, "Ben Allah'ım." diyor zaten ama ne hikmetse yıllardır, Nihat Hatipoğlu'nun böyle destansı anlatıp ne olduğunu bilmemesi gibi kimse anlamıyor.

Eğer bir insan,"Ben Allah'ım" diyebiliyorsa, kafasında Allah için bir şeyler oluşturmuş olması gerekiyor ki bu ayetlerle sabit olarak imkansızdır. Allah denildiğinde insanın aklına boşluk, hiçbir mânâ gelmiyor değil mi ? İşte biz bu boşluk ve hiçliği düşünebildiğimiz için; Allah'ın onlar olma ihtimali de ortadan kalkıyor. İnsan mantığı, Allah denildiği zaman düşünemez çünkü Allah o bilinci vermemiş anladınız mı şimdi ?

Ne diyordu Yüce Allah Araf Suresi'nde:

"Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. «Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana». dedi. Rabbi ona buyurdu ki; «Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin». Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, «Sen sübhansın», «tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,» dedi."


Hallac hikâyesine inanan insanlar, insanlar demiyeyim, müslümanlar ne yapıyor farkında bile değiller. O garip hikâyeye inanarak, Allah'ın hak olarak indirdiği Kuran'ı inkar ediyorlar. neden biliyor musunuz? Çünkü bu adamlar henüz ilah ne demek anlamamışlar. Şuurlarını mantıklı kullanmıyorlar.

Ne diyordu Yüce Allah Zümer'de? Nasıl cevap veriyordu şu kullarına?

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Yüce Allah böyle insanların geleceğini bize yıllar öncesinden söylemiş, yani ben Allahım diyebilecek tiplerin geleceğini bize söylemiş bilmem kaç sene öncesinden ama bizim harbi kültürsüz, araştırmaktan, ne okuduğunu anlamaktan yoksun insanlarımız koşa koşa, uçarak o insanları kucaklamaya devam ediyor. Allah yardımcımız olsun.

Hallac başka ne demiş göz atalım:

"Siz; Musa, İsa, Muhammed ve Adem'siniz! Onların ruhları size intikal etti...", "...Haccın farz olmadığını, onu Müslümanlar tarafından ifası gerçekleşen dini bir farz saymamak icap ettiğini, insanın yurdundan kalkarak bu zahiri haccı yapacağına ruhi bir hac yapabileceğini söylemiştir." (Kaynaklar:İslamiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, sayfa 81, Ömer Rıza Doğrul ve İslamda Tarih ve Müverrihler, sayfa 250-251, M. Şemsettin)

Bu görüşlerin aynısını Mevlana da savunur, Şems de savunur, Yunus Emre de savunur. Yunus Emre der ki;

"Ete kemiğe büründüm,
Yunus diye göründüm.
Sıyırın eti kemiği,
İşte onun sesi, işte onun kendisi."

Allah Allah. Yunus Emre'ye bak sen hele. Esasında Allah olduğunu ve vücudundaki eti ve kemiği sıyırınca, yani ölünce ya da kendi tanımlarıyla Allah aşkı ile yanınca, Allah'ı görürsünüz diyor. Bakalım Mevlana neler söylemiş: (Fotoğraflar, Abdulbaki Gölpınarlı - 1983 - Seçme Rubailer'den alınmıştır.)

                                              
"Atımız, yokluk elinden, aşk yükleriyle yola düştü. Gecemiz ise daima vuslat şarabıyla aydınlık. Yokluk sabahına dek dudağımızı, mezhebimizde haram olmayan şaraptan kuru göremezsin artık."
 Bu tasavvufçuların mezhebinde şarap haram olmadığı için sorun yok ama Allah'ın dinin de haram. Allah'ın yasak kıldığına karşı geliyor mevlana hazretleri.

                                          
"Mayamız saf ve lâl renkli şaraptandır. Kadehimiz elimizde feryada gelmiştir. Bir biri üstüne boyuna şarap içmekteyiz. Bir hale geldik ki biz şarabın başındayız şarap bizim başımızda."
Yine sorun yok, kontrol Mevlana ve tayfasında, haram yok yani. Şaraba devam.

                                             
"Zevk veren her şey, şu aşağılık halka delil olmasın diye yasaklanmış. Yoksa şarap, çenk güzel sevmek haslara helaldir, aşağılık kişilere haram."
Yani güzel kız sevmek, şarap, müzik eğer Mevlana'nın peşinden gidersen helal. Allah yolunda gitme sakın aman ha. Bunlar Mevlana'nın rubailer adlı eserlerindendi, ikinci bölümde ise Mesnevi'ye bakacağız kısaca, sonra rabıta nedir onu işleyeceğiz, birkaç program daha var kafamda ardından Kuran'ın mükemmelliği ile yazıyı tamamlayacağım.

Buraya tıklayarak, hemen ikinci kısımı okumaya geçin.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder