Neyimiz var;
İyi bir seviyede bilgisayarlarımız, eskisinden daha kaliteli lâkin gelecektekinden çok düşük ve bunun doğurduğu duygudan ötürü sürekli değiştirme hissiyatı içerisinde bulunduğumuz arabalarımız, cep telefonlarımız, kendi aramızda bunda bile olur mu lan (?) diyebileceğimiz şıklıkta ayakkabılarımız hatta bir nevi kıyafetlerimiz diye genelleyebiliriz, hızlı internetimiz, hoş kulaklıklarımız, masa başında kendimize doğru düzgün vakit ayıramadığımız, çevremizde olandan bitendan bihaber olduğumuz yüksek maaşlı işlerimiz, birbirinden güzel sevgililerimiz, yüksek binalarımız, sağlık sigortalarımız, yaşamamız için sürekli tüketmemiz gereken ve parasını vererek elde ettiğimiz pet şişeler içerisinde sularımız, sürekli zamlanan ve hormonlu meyvelerimiz ve sebzelerimiz ve bunlara benzer birçok şeye sahibiz. ^_^ Ne güzezl de mi ? Peki ama,
Neyimiz yok;
Hislerimiz. Koklayamıyoruz, dokunamıyoruz, hissedemiyoruz, sürekli bir şeylere bağımlı ediliyoruz. Kısacası daha doğarken bir imza atıyoruz hayata, sen benim hislerimi ben senin benim yaşamam için zorunlu olan şeyleri bir şeyler karşılığında senden alacağım diye. Çok garip değil mi ya? Hayatımızı devam ettirmek için suya ihtiyacımız var lâkin sağlıklı bir su için marketlerde yarım litrelik suya 50 kuruş ve 1 lira arasında değişen bir miktar veriyoruz. Abi benim sağlığım için devam tüketmem gereken bir şey bu. Aklım almıyor.
Pazar, Mayıs 10, 2015
Hacettepe Üniversitesi İçerisinde BAM'ın Gereksizliği
Farkında mısınız bilmiyorum ama Hacettepe Üniversitesi içerisinde bir tane çok ama çok gereksiz yer var.
Hepimizin genellikle vakit geçirdiği lâkin farklı amaçtaki orospu çocuklarının her zaman vakit geçirdiği bi yer olan BAM. Bence BAM, Hacettepe'nin tarihine kara bi leke sürüyor ve bu leke zamanla baş edilemez bir yer alıcak. Şu an pek çok öğrenci bunun farkında değil. Esas amacı öğrencilerin toplanıp beraber eğlenmesi, tartışması kısaca güzel vakit geçirmesi olması lâzım ama böyle bir durumu çok nadir görüyorum. Geçirdiğim üç yıl içerisinde, orada insanların yaptıkları şeyleri kısaca sıralarsak;
-Birbirini çekiştirmek,
-165 metre kaldırdıkları götleriyle insanların ego tazelemeleri,
-Üstünlük gösterisi,
-Dedikodu,
-Kız veya erkek gözetip, minimum düşüncede tanışmak maksimum düşüncede sevişmek,
-Etrafını yozlaştırmak,
-Kas gösterisi,
-Göt gösterisi,
-Boş boş oturmak,
-Arabası veya motoru olduğunu etrafına "zorla" göstererek, sanki uzaya mekik fırlatmışçasına bir tavır takınmak,
-Ben hepinizden farklıyım çabaları,
-İnsanları boş işlerle meşgul etmek,
-Eğlence adı altında binbir türlü şaklabanlık yapmak,
-Hayatı boyunca hayvan sevmemiş orospu çocuklarının orada bir iki kız veya erkek düşürürüm düşüncesi ile köpeklerle aptal saptal uğraşmaları,
-BAM'ı esas amacından tamamen saptırmak,
-Sağa sola aptal aptal reklamlar asmak,
-Daha üniversiteye geleli bir dönem olmuş orospu çocuklarının, sanki tüm üniversite kendilerine aitmiş gibi tavır takınmaları,
-Birbirini tanımayan insanların, sanki yıllardır berabermişçesine gevşek gevşek muhabbet etmesi, özellikle dişi varlıklar bu işte çok başarılı,
...
Ben bu listeyi daha çok uzatabilirim ama keseyim burada. Yukarıdaki sebeplerden dolayı bence bu insanlar üniversiteye okumaya gelmemişlerdir ya da gelememişlerdir. Hani fiziki olarak buradalar ama akli olarak değiller çünkü akıl zaten yok. Bir de tüm bu gereksizliklerin içinde giderler bir de bu insanlar, akşamları bilgisayar başına geçip, Facebook'ta itiraf kampüsüne itiraf yaparlar veya olanları okurlar. Neden biliyor musun ? Çünkü bu adam veya kadın; kas gösteriyor, götünü gösteriyor, arabasını gösteriyor, motorunu gösteriyor, Caribou'ya gidip en pahalı içeceği söyleyip bir masaya oturup 9 saat boyunca kitabın aynı sayfasına bakıyor tamam mı ? Sonra tek kalınca, "Acaba fark edildim mi ?" düşüncesi ile bunlara bakıyor. Ya bu varlıkların ne ailelerine ne de kendilerine bir faydası vardır bence. Muhabbeti kesmek lâzım bunlarla. Bu insanlar size sadece gördüklerinde selam verirler, amaçsız amaçsız aynı masaya arkadaş vasıtası ile oturduğunuzda, gelişi güzel "Naber ya ? Nasılsın ?" diye sorarlar. Bu insanlar ruhsuzdur, öncesinden kurulmuş robotlar gibi davranırlar. Her yerlerinden bunu okuyabilirsiniz; elleri, gözleri, hal ve hareketleri, bakışları hatta cümle kurarken seçtikleri basit ve özensiz kelimelerden dahi. Uzaklaşın bu varlıklardan, size gram faydaları dokunmaz.
BAM'ın üst katı meselâ, gazino gibi maşallah. Yani tam Ankara diyeyim. Saçma sapan insanlar ve onların saçma sapan müzikleri, eğlenceleri. Şöyle bir şey var, bu insanlara ne yaptıklarını sorsanız veya yüzlerine vursanız muhakkak verecekleri cevap; "Öyle abi-kızım ya, geldik işte, eğlenceli" gibi, buna benzer veya yakın cevaplar verirler size, neden biliyor musunuz ? Çünkü, robot olmalarından mütevellit kendileri dahi ne yaptıklarının farkında değiller. Şu Simitçi Dünyası mıdır nedir açıınca milletin ne kadar oturmaya hevesli olduğunu daha iyi anladım ben. Amına koyim akşam dokuz on olmuş, öğlen gördüğüm adam ve karı o saate kadar aynı yerde oturuyor. Bu ne amk ya ? Nasıl bir kafa ? Zor birader, insanları anlamak çok zor. Münakaşa etmeyip, he deyip geçeceksin aslında.
BAM'ın böyle olmasının sebebi öğrenciler bir nevi, yukarıda söylemiştim. Öğrenciler kendi amaçlarına göre şekillendiriyorlar orayı ve bu karşıdaki insanların işine de geliyor. Gün geçtikçe Hacettepe Üniversitesi, bir devlet üniversitesi olmaktan çıkıyor. Nasıl mı ? Çoooook basit, para. BAM'da size yakınlık gösteren he gülüm, he bebeğim diyen dükkan sahiplerinin alayı yalan yüzlerle size gülüyor meselâ. :D Çıkar ilişkisi bir nevi. BAM, Hacettepe'nin en fazla para dönen yeri sanırım. Büyük paralar hem de. Sana KYK 300 lira veriyor, sanıyosun zenginim. Bakın hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, BAM'da bir tablo yapıldı. Bunu bu fiyata, şunu şu fiyata "satacaksınız" diye. Atıyorum kolayı 1 liraya satmak zorundasın, 50 kuruşa satamazsın. Bunun gibi bir düzenleme yapıldı, bu büyük bir oyun. Dükkan sahibinin rızkına karışmak. 90 kuruşa bile satamıyorsun ki başka dükkanlar zarar yapmasın. Neyse işte bu baştaki insanlar biliyorlar bunları, öğrencinin başka çaresi yok, almak zorunda, yapmak zorunda diye diye sana ve bana, ailemize geçiriyorlar. Yani bu gerizekalı kafalar hayatlarını senin kazandırdığın paralarla rahatça sürerlerken, sen dersine mi çalışacaksın ? Sınava mı gireceksin ? Sınavdan geçebilecek misin ? Ailenin gönderdiği parayı nasıl idareli kullanacaksın ? Kız veya erkek arkadaş yapacak mısın ? Arkadaşlarınla buluşabilecek misin ? İşte sen bunların hepsini düşünmek zorundasın. Bunları bir düşün sonra de ki Hacettepe'de okuyorum be, vaaaaay aanasınıııı. Havanı sağda solda at. :D Bu insanlar senin paranı kampüsün her köşesinde elinden alıyorlar. Daha geçen gün gördüm, Beykafe kapanmıştı ya, yerine bir tane konteynır getirip kantin tarzı bir şey işletiyorlar. Hemen üstünde City var amına koyayım, biraz yukarıda Yıldız Amfi, onun arkasında Nacho, fakültelerde otomatlar, her yerde senin cebindeki üç kuruş paraya göz koymuş insanlar, yemekhaneye git sağda solda afişler, yok ebenim partisi, yok kedi partisi-bir de altına yazmışlar, Ankara'nın tüm yaramaz kedileri o gece kostümleriyle orada olacaklar diye- vesaire işte. Bu nasıl bir devlet üniversitesi birader be ? :D BAM'a gidiyorsun akşam her yerde lüks arabalar, motorlar anasını sikeyim.
Kısaca BAM öğrencileri birbirlerine yaklaştırmıyor; onları, onları yozlaştırıyor. Bir insan her gün amına koyayım ya her gün aynı yere gidip, hadi gittin anasını sikeyim ya gittin diyelim, her gün aynı yere gittin ama niye aynı yere oturursun ya ? Niye etrafında hep aynı insanlar olur ? Neden birader ? Neden ? Aklım almıyor, insanoğlu bu kadar mı verimsiz ve geçimsiz amk ? Püüüüüüüüü sıfatını siktiklerim. Yeter ben gidiyorum.
Hepimizin genellikle vakit geçirdiği lâkin farklı amaçtaki orospu çocuklarının her zaman vakit geçirdiği bi yer olan BAM. Bence BAM, Hacettepe'nin tarihine kara bi leke sürüyor ve bu leke zamanla baş edilemez bir yer alıcak. Şu an pek çok öğrenci bunun farkında değil. Esas amacı öğrencilerin toplanıp beraber eğlenmesi, tartışması kısaca güzel vakit geçirmesi olması lâzım ama böyle bir durumu çok nadir görüyorum. Geçirdiğim üç yıl içerisinde, orada insanların yaptıkları şeyleri kısaca sıralarsak;
-Birbirini çekiştirmek,
-165 metre kaldırdıkları götleriyle insanların ego tazelemeleri,
-Üstünlük gösterisi,
-Dedikodu,
-Kız veya erkek gözetip, minimum düşüncede tanışmak maksimum düşüncede sevişmek,
-Etrafını yozlaştırmak,
-Kas gösterisi,
-Göt gösterisi,
-Boş boş oturmak,
-Arabası veya motoru olduğunu etrafına "zorla" göstererek, sanki uzaya mekik fırlatmışçasına bir tavır takınmak,
-Ben hepinizden farklıyım çabaları,
-İnsanları boş işlerle meşgul etmek,
-Eğlence adı altında binbir türlü şaklabanlık yapmak,
-Hayatı boyunca hayvan sevmemiş orospu çocuklarının orada bir iki kız veya erkek düşürürüm düşüncesi ile köpeklerle aptal saptal uğraşmaları,
-BAM'ı esas amacından tamamen saptırmak,
-Sağa sola aptal aptal reklamlar asmak,
-Daha üniversiteye geleli bir dönem olmuş orospu çocuklarının, sanki tüm üniversite kendilerine aitmiş gibi tavır takınmaları,
-Birbirini tanımayan insanların, sanki yıllardır berabermişçesine gevşek gevşek muhabbet etmesi, özellikle dişi varlıklar bu işte çok başarılı,
...
Ben bu listeyi daha çok uzatabilirim ama keseyim burada. Yukarıdaki sebeplerden dolayı bence bu insanlar üniversiteye okumaya gelmemişlerdir ya da gelememişlerdir. Hani fiziki olarak buradalar ama akli olarak değiller çünkü akıl zaten yok. Bir de tüm bu gereksizliklerin içinde giderler bir de bu insanlar, akşamları bilgisayar başına geçip, Facebook'ta itiraf kampüsüne itiraf yaparlar veya olanları okurlar. Neden biliyor musun ? Çünkü bu adam veya kadın; kas gösteriyor, götünü gösteriyor, arabasını gösteriyor, motorunu gösteriyor, Caribou'ya gidip en pahalı içeceği söyleyip bir masaya oturup 9 saat boyunca kitabın aynı sayfasına bakıyor tamam mı ? Sonra tek kalınca, "Acaba fark edildim mi ?" düşüncesi ile bunlara bakıyor. Ya bu varlıkların ne ailelerine ne de kendilerine bir faydası vardır bence. Muhabbeti kesmek lâzım bunlarla. Bu insanlar size sadece gördüklerinde selam verirler, amaçsız amaçsız aynı masaya arkadaş vasıtası ile oturduğunuzda, gelişi güzel "Naber ya ? Nasılsın ?" diye sorarlar. Bu insanlar ruhsuzdur, öncesinden kurulmuş robotlar gibi davranırlar. Her yerlerinden bunu okuyabilirsiniz; elleri, gözleri, hal ve hareketleri, bakışları hatta cümle kurarken seçtikleri basit ve özensiz kelimelerden dahi. Uzaklaşın bu varlıklardan, size gram faydaları dokunmaz.
BAM'ın üst katı meselâ, gazino gibi maşallah. Yani tam Ankara diyeyim. Saçma sapan insanlar ve onların saçma sapan müzikleri, eğlenceleri. Şöyle bir şey var, bu insanlara ne yaptıklarını sorsanız veya yüzlerine vursanız muhakkak verecekleri cevap; "Öyle abi-kızım ya, geldik işte, eğlenceli" gibi, buna benzer veya yakın cevaplar verirler size, neden biliyor musunuz ? Çünkü, robot olmalarından mütevellit kendileri dahi ne yaptıklarının farkında değiller. Şu Simitçi Dünyası mıdır nedir açıınca milletin ne kadar oturmaya hevesli olduğunu daha iyi anladım ben. Amına koyim akşam dokuz on olmuş, öğlen gördüğüm adam ve karı o saate kadar aynı yerde oturuyor. Bu ne amk ya ? Nasıl bir kafa ? Zor birader, insanları anlamak çok zor. Münakaşa etmeyip, he deyip geçeceksin aslında.
BAM'ın böyle olmasının sebebi öğrenciler bir nevi, yukarıda söylemiştim. Öğrenciler kendi amaçlarına göre şekillendiriyorlar orayı ve bu karşıdaki insanların işine de geliyor. Gün geçtikçe Hacettepe Üniversitesi, bir devlet üniversitesi olmaktan çıkıyor. Nasıl mı ? Çoooook basit, para. BAM'da size yakınlık gösteren he gülüm, he bebeğim diyen dükkan sahiplerinin alayı yalan yüzlerle size gülüyor meselâ. :D Çıkar ilişkisi bir nevi. BAM, Hacettepe'nin en fazla para dönen yeri sanırım. Büyük paralar hem de. Sana KYK 300 lira veriyor, sanıyosun zenginim. Bakın hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, BAM'da bir tablo yapıldı. Bunu bu fiyata, şunu şu fiyata "satacaksınız" diye. Atıyorum kolayı 1 liraya satmak zorundasın, 50 kuruşa satamazsın. Bunun gibi bir düzenleme yapıldı, bu büyük bir oyun. Dükkan sahibinin rızkına karışmak. 90 kuruşa bile satamıyorsun ki başka dükkanlar zarar yapmasın. Neyse işte bu baştaki insanlar biliyorlar bunları, öğrencinin başka çaresi yok, almak zorunda, yapmak zorunda diye diye sana ve bana, ailemize geçiriyorlar. Yani bu gerizekalı kafalar hayatlarını senin kazandırdığın paralarla rahatça sürerlerken, sen dersine mi çalışacaksın ? Sınava mı gireceksin ? Sınavdan geçebilecek misin ? Ailenin gönderdiği parayı nasıl idareli kullanacaksın ? Kız veya erkek arkadaş yapacak mısın ? Arkadaşlarınla buluşabilecek misin ? İşte sen bunların hepsini düşünmek zorundasın. Bunları bir düşün sonra de ki Hacettepe'de okuyorum be, vaaaaay aanasınıııı. Havanı sağda solda at. :D Bu insanlar senin paranı kampüsün her köşesinde elinden alıyorlar. Daha geçen gün gördüm, Beykafe kapanmıştı ya, yerine bir tane konteynır getirip kantin tarzı bir şey işletiyorlar. Hemen üstünde City var amına koyayım, biraz yukarıda Yıldız Amfi, onun arkasında Nacho, fakültelerde otomatlar, her yerde senin cebindeki üç kuruş paraya göz koymuş insanlar, yemekhaneye git sağda solda afişler, yok ebenim partisi, yok kedi partisi-bir de altına yazmışlar, Ankara'nın tüm yaramaz kedileri o gece kostümleriyle orada olacaklar diye- vesaire işte. Bu nasıl bir devlet üniversitesi birader be ? :D BAM'a gidiyorsun akşam her yerde lüks arabalar, motorlar anasını sikeyim.
Kısaca BAM öğrencileri birbirlerine yaklaştırmıyor; onları, onları yozlaştırıyor. Bir insan her gün amına koyayım ya her gün aynı yere gidip, hadi gittin anasını sikeyim ya gittin diyelim, her gün aynı yere gittin ama niye aynı yere oturursun ya ? Niye etrafında hep aynı insanlar olur ? Neden birader ? Neden ? Aklım almıyor, insanoğlu bu kadar mı verimsiz ve geçimsiz amk ? Püüüüüüüüü sıfatını siktiklerim. Yeter ben gidiyorum.
Salı, Mart 19, 2013
Gerçeklik
Hayatlarımız sanki fotoğraflar üzerinde sürekli devam ediyor, sürerliliğini sağlıyor ve sanki gerçekliğimiz elimizden alınmış gibi. Gerçekten neyden zevk aldığımıza karar veremiyoruz lâkin buna ters olarak sürekli başkalarına ne kadar güzel bir yaşam şeklimiz olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz. Hatta kendimize bile. Yokluğun içinde kaybolmuşuz resmen. Gözümüz dönmüş, artık geri dönüş yok gibi. Resmen delirmişiz. Asıl delilik bunun dahi farkında olamamamız. Ooooffffff.
Pazar, Ocak 06, 2013
Geleceğin Kendisi
G ve Ğ arasında geçen konuşma şöyleydi:
G: Gelecek hakkındaki plânların nedir ?
G: Gelecek hakkındaki plânların nedir ?
Ğ: Bilmiyorum, normal işte. Düzgün bir eş, iş, ev, araba vesaire. Klasik şeyler, herkesin istediği gibi.
G: Haaa, duygusuz yaşamayı kabul ediyorsun yani ?
Ğ: (düşsel bir sessizlik)
G: Haaa, duygusuz yaşamayı kabul ediyorsun yani ?
Ğ: (düşsel bir sessizlik)
Salı, Aralık 25, 2012
Yokluğun Maskesi
Devasa camın önündeki masada, pek yüksek olmayan bir şekilde sesler yükselmeye başladı.
"Senin varlığının bana güç verdiğini bugün daha iyi anladım." dedi adam, fincanındaki sıvıyı yudumlarken.
"Nasıl bu karara vardın ? Onca zaman, gizliden gizliye beni istemediğini düşünüyordum." diye yanıt verdi diğer ses. Adamın sesinin yanında biraz cılız kalıyordu.
"Bütün o geçen zamanlarda yanımda bir tek sen vardın. Sadece sen destekledin. Arkadaşlarım ve dostlarım... Herkes uzaklaşmıştı lâkin sen, olabildiğince yakındın." Adamın sesi biraz pişmanlıkla çıkıyordu, sanki teslim olmuş gibi.
"Beni dinlemekte oldukça zorluk çektin. Seninle değilmişim gibi davrandın sürekli olarak. Sen beni dışlarken, ben seni benimsemiştim."
"Evet, haklısın. Geçmişi boşver şimdi. Artık beraberiz, yalnızız."
"Geçmiş. Hatırlıyor musun ¿ Lamina'yı severken yanıldığını söylemiştim. Doğal olarak karşı çıktın, sonra seni terk etmemi söyledin. Benim sana söylediğim gerçekler karşısında, onun yalanlarını seçmiştin. Süslü sözler insanların hoşuna gidiyor. Büyük bir çoğunluk öldüğünde bir şans verseler eğer, altın tabuta girmek ister. O zaman dah, açgözlüsünüz. Farkında değilsiniz. Hayır, cidden farkında değilsiniz. İnsanları değil, yaşattıkları duyguları seviyorsunuz."
"Senin varlığının bana güç verdiğini bugün daha iyi anladım." dedi adam, fincanındaki sıvıyı yudumlarken.
"Nasıl bu karara vardın ? Onca zaman, gizliden gizliye beni istemediğini düşünüyordum." diye yanıt verdi diğer ses. Adamın sesinin yanında biraz cılız kalıyordu.
"Bütün o geçen zamanlarda yanımda bir tek sen vardın. Sadece sen destekledin. Arkadaşlarım ve dostlarım... Herkes uzaklaşmıştı lâkin sen, olabildiğince yakındın." Adamın sesi biraz pişmanlıkla çıkıyordu, sanki teslim olmuş gibi.
"Beni dinlemekte oldukça zorluk çektin. Seninle değilmişim gibi davrandın sürekli olarak. Sen beni dışlarken, ben seni benimsemiştim."
"Evet, haklısın. Geçmişi boşver şimdi. Artık beraberiz, yalnızız."
"Geçmiş. Hatırlıyor musun ¿ Lamina'yı severken yanıldığını söylemiştim. Doğal olarak karşı çıktın, sonra seni terk etmemi söyledin. Benim sana söylediğim gerçekler karşısında, onun yalanlarını seçmiştin. Süslü sözler insanların hoşuna gidiyor. Büyük bir çoğunluk öldüğünde bir şans verseler eğer, altın tabuta girmek ister. O zaman dah, açgözlüsünüz. Farkında değilsiniz. Hayır, cidden farkında değilsiniz. İnsanları değil, yaşattıkları duyguları seviyorsunuz."
"Neden bana yardım etmeye çalışıyorsun ?" dedi adam hüzünlü bir sesle.
"Çünkü, çünkü buna ihtiyacın var ve ben seni seçtim. Seni sen yapan şey benim. Kendine ait herşeyi kaybettiğinde, o gece ben kaldırdım seni. Seni ben ağlatıyorum, ben mutlu ediyorum, ben seviyorum, sürekli ben yanındayım, benimle birlikte gülüyorsun. Ben senim, sen de ben. Yalnızken nasıl mutlu olabileceğini ben öğrettim, hatırlasan ya! İnsanların zayıf noktalarını ben gösterdim, onları neden sevmemen gerektiğini de ben gösterdim, en azından düşünemeyenlerden, aklını kullanamayanlardan ve bunların hepsinin karşılığında sadece tek şey istiyorum; tamamen birlikte olmayı, benim için maskeyi takmalısın."
Adam kendisine haz veren şehrin manzarasını bırakıp hemen arkasındaki dolaba yöneldi. Çekmeceyi açıp, maskeyi aldı. "Hadi, tak onu." dedi arkasındaki ses. Masaya ilerledi, piposundan çekti ve dumanlar havaya karışırken, "Teslimiyet." dedi ve maskeyi zarif hatlı yüzüne taktı.
"Çünkü, çünkü buna ihtiyacın var ve ben seni seçtim. Seni sen yapan şey benim. Kendine ait herşeyi kaybettiğinde, o gece ben kaldırdım seni. Seni ben ağlatıyorum, ben mutlu ediyorum, ben seviyorum, sürekli ben yanındayım, benimle birlikte gülüyorsun. Ben senim, sen de ben. Yalnızken nasıl mutlu olabileceğini ben öğrettim, hatırlasan ya! İnsanların zayıf noktalarını ben gösterdim, onları neden sevmemen gerektiğini de ben gösterdim, en azından düşünemeyenlerden, aklını kullanamayanlardan ve bunların hepsinin karşılığında sadece tek şey istiyorum; tamamen birlikte olmayı, benim için maskeyi takmalısın."
Adam kendisine haz veren şehrin manzarasını bırakıp hemen arkasındaki dolaba yöneldi. Çekmeceyi açıp, maskeyi aldı. "Hadi, tak onu." dedi arkasındaki ses. Masaya ilerledi, piposundan çekti ve dumanlar havaya karışırken, "Teslimiyet." dedi ve maskeyi zarif hatlı yüzüne taktı.
Acı bir his kollarından, ayaklarından vücuduna doğru yayılmaya başladı, dayanamayıp yere düştü ve kıvranmaya başladı. Yanıyordu; tüm damarları, kasları sonra organları. Bu acı dayanılmaz bir hâl aldığında elleriyle maskeyi çıkarmaya koyuldu lâkin maske yüzünde yoktu. Sanki yüzünde eriyip gitmişti. "Aynen öyle oldu." dedi arkadaki ses. "Maske yüzünle birleşti. İşte şu an tam olarak sen ben, ben sen olduk. Kalk hadi, acı geçecek şimdi, dışarıya bak, benim gibi göreceksin."
Adam ayağa kalktı, acı geçmişti, dışarıya bakmak için cama doğru gitti. Dışarıya bakmadan önce konuştuğu şeyi görmek için odasına baktı, duvarlar simsiyahtı, birşeyler kol gibi yapışmıştı ve tam ortada o şey vardı. Kolların birleştiği yerde. İğrenç diye düşündü adam.
Cama yöneldi ve aşağı baktı; insanlar yoktu. Odasındaki şeyler, hareket eden iskeletlere bağlanmış bir şekilde yürüyorlardı. Hepsi kapkaraydı. "Orada beyaza ait hiçbir şey yok." dedi odadaki şey.
"Bir dakika, bir tane var, evet ama oldukça uzakta." diye karşılık verdi adam. Bunun üzerine odadaki şey gülümsedi ve şöyle dedi: "Evet... Oldukça uzakta."
Adam ayağa kalktı, acı geçmişti, dışarıya bakmak için cama doğru gitti. Dışarıya bakmadan önce konuştuğu şeyi görmek için odasına baktı, duvarlar simsiyahtı, birşeyler kol gibi yapışmıştı ve tam ortada o şey vardı. Kolların birleştiği yerde. İğrenç diye düşündü adam.
Cama yöneldi ve aşağı baktı; insanlar yoktu. Odasındaki şeyler, hareket eden iskeletlere bağlanmış bir şekilde yürüyorlardı. Hepsi kapkaraydı. "Orada beyaza ait hiçbir şey yok." dedi odadaki şey.
"Bir dakika, bir tane var, evet ama oldukça uzakta." diye karşılık verdi adam. Bunun üzerine odadaki şey gülümsedi ve şöyle dedi: "Evet... Oldukça uzakta."
Cuma, Aralık 21, 2012
Yıldızışığı ve Gölgeler / Drow Kızı
Şimdi Liriel'in kendi soydaşlarının yaşantısına başkaldırıp Menzoberranzan'dan ayrılması çok hoş geliyor. Kitap sadece bu bakımdan bile benim için çok etkileyici. Bunun yanı sıra yeraltında sadece örümcek tanrıçaya taptıklarından dolayı, Yukarıdaki Gece (Yeryüzü)'de başka bir tanrının veya tanrıların var olduğu düşüncesi akıllarının ucundan dahi geçmiyor ta ki Liriel'in yeryüzü hevesi, maceraperestliği o ana kadar yaşadığı herşeyden üstün gelinceye kadar ve bunun ardından Fyodor ile yollarının kesişmesi ve Fyodor'un: "Yani bir böceğe mi tapıyorsunuz ?" diyerek dalga geçmesi, etkileyiciydi. -bu arada taptıkları tanrıça Lolth, kendisi -anladığınız gibi- örümcek- Birkaç sayfa önce Lolth hakkında oldukça etkileyici yazılan cümleler bir insan tarafından anında yerle bir ediliyor. Bu çok çekici bir olgu. Bize mantıklı gelen şeylerin aslında başkaları tarafından ne kadar da saçma olduğunu gözler önüne seriyor.
Neyse şimdi Yıldızışığı ve Gölgeler üç seri, ikinci kitaba geçiyorum bugün. Drow Kızı'nın konusu temel olarak şöyle; Liriel'in kendi yaşamından sıkılması, yukarıyı merak etmesi ve bu çalışmaları sırasında yollarının Fyodor ile kesişme ve ikisinin başına gelenleri anlatıyor. Rüzgâryolcusu isminde bir tılsımı bulup, ellerinde tutmaya çalışıyorlar. Herkes kendi çıkarı için istiyor elbette. Liriel'in düşüncesi drow büyüsünü, yeryüzüne taşımak keza drowların büyüleri sadece yeraltında işe yarıyor ve bu Rüzgâryolcusu tılsımı bir büyüyü istediği gibi taşıyabiliyor. Aslında tılsım Fyodor'un. O da kendisi için istiyor, halkı için. Sonra Menzoberranzan matronları, tüccarı falan var işin içinde. Fantastik öğeler bir süre sonra boka sarıyor harbi harbi, sıkıyor bildiğin ama okutuyor kendisini kitap. Tavsiye ederim. Şimdi ikincisine başlayacağım, (Tangled Webs)Karmakarışık Ağlar ismi. Haydi kalın sağlıcakla.
Çarşamba, Aralık 19, 2012
Realty
"Gerçek çoğu zaman yalan kadar ilginç değildir," diye mırıldandı Matteo. Kiva gülümsedi."Bence de öyle. Gerçeğin aksine, yalanın bir mantığı olmalıdır. Yalan akla yatkın olmalı ve detayları düşünülmüş olmalıdır."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)