Yahu şu an düşünüyorum, yanımızda ne kadar çok insan-arkadaş, aile, dost, sevgili vesaire- olursa olsun yalnızlığımızdan hiçbir şey kaybetmiyoruz veya onlardan bir şey kazanmıyoruz, yani düşünsenize her ne kadar yalnız değiliz desek dahi aslında yalnız oluyoruz. Peki milyarlarca insan böyleyken nasıl oluyorda düşüncelerde ortak olabiliyorlar ? Milyarlarca farklı düşünce olması gerekirken... Bu insanları belirli dallarda gruplaştırarak, düşünceleri sabitlemenin yöntemini uyguluyorlar. Her yerde; önceden örneklediğim gibi en basiti televizyon, sonra internet, sokaklarda bulunan reklam tabelaları, alış veriş merkezleri vesaire. Dinlerde mezhep farkları. Bunları yanlış olmasına rağmen doğru kabul etmek. Bunun tekniği de şöyledir büyük ihtimalle; yanlışı, içerisine birkaç doğruyla uzatırsın ve öyle sunarsın. Ehe. Böylece temeli yanlış olan her şey kabul edilebilir.
Evet bu hayat bizim, bedenimiz, aklımız, beynimiz hep bizim, e o zaman bunları doğru kullanma sorumluluğu da bizim. Bugün kahvaltıdayım annemle birlikte, klasik bir şekilde televizyon açık. Kanal Türk mü yoksa Haber Türk mü hatırlayamadığım bir kanalı izliyoruz. Magazin programı büyük ihtimalle; çünkü ünlülerin hayatlarını ''inceliyorlar''-meslek olarak-. Konuk olarak Çelik vardı. Kadın diyorki:''Kıvanç Tatlıtuğ yeni ünlü ve parlak işler başaran -adını hatırlamıyorum- kadınla samimi pozlar verdi. Birbirlerini ayakta alkışladılar, karşılıklı ilişkileri iyi...'' falan fistan diye devam ediyor, hatta bundan daha berbat cümlelerde kurdular, hepsi aklımda değil elbette. Konuştukları izlediğim süre boyunca bunun etrafında döndü. İşte bunlar sürerken anneme bakıyorum, her zaman olduğu gibi kapat şu televizyonu, hiçbir şey yok diyorum, o da bunların farkında ama yapmıyor. AMA YAPMIYOR. İRADEMİZ YOK. BİZİ HAPSETMİŞ. Ya insanlık olarak çıldırmış durumdayız. Modern kölelik, borç köleliği, yok efendim taksit taksit alın alacaklarınızı, hem fazla yüklenmemiş olursunuz, güler yüz, hoş kokular. Size tatlı tatlı geçiriyoruz demiyorlar, taksit taksit diyorlar. Oooy oy, al sana öldürmeden kitle imha silahı. Ondan sonra İran'da nükleer silah var, Amerika havayı kontrol ediyor. Keşke önce kendimizi doğru düzgün konrol etsek ve öyle yetiştirsek. Neyse sevgili okurlar, bir dahaki yazıya kadar iyi günler. Lütfen kendinize dikkat edin, biraz uğraş edinin.
Düzenleme: Programın ismi 2.Sayfa'ymış. KanalTürk'te. Bir göz atın, bakın ne gerizekalı insanlar tarafından haberler sunuluyor.
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Haziran 20, 2012
Modern Kölelik
Etiketler:
Amerika,
din,
dizi,
haber türk,
İran,
kanal türk,
televizyon
Pazartesi, Haziran 18, 2012
Dağılıyoruz
Bu ülke artık birlik olmaktan çıktı; din, dil, ırk vesaire. Hani öyle anlar geliyor ki, daha ne kadar yozlaşabilir insanlar diyorsunuz, elli-altmış yaşlarına gelip halâ genç kızları dikizleyenler mi dersiniz, daha 11-12 yaşlarında olup elinde cep telefonları, erkek arkadaşlarıyla mesajlaşan kızlar mı dersiniz... Artık bunun gibi olaylar çevrenin genelinde çok çok normal karşılanıyor, kimse onlara: ''Daha dur bakalım, sen kaç yaşındasın ki elinde telefon mesajlaşıyorsun ?'' ya da ''Ulan baktığın kız yaşında torunun var, yaptığına bak'' demiyor. Bunların her biri genel plânın bir parçası olmalı. Klasik taktik; böl, parçala, yönet. Diğer islam ülkerinde yapıldığı gibi. Demokrasi diyorlar hatta.
Neyse bakın, bu küçük insanların ileride anne ve baba olduklarını hayal edin. Sonra oturma odalarımızda duran o lanetli kutuyu. Size sözde yeni dünyalar sunan lanetli kutuyu, orada gördüğünüz ve film bu ya, ne olacak ki dediğiniz olaylar varya, işte oradan geçen her şey gerçekleşecek, hem de çok yakın bir gelecekte. İşte bu yeni anne, baba olmuşlar varya, onlarda evlatlarını böyle yetiştirecekler; çünkü böyle gördüler. Ve bu ülke mermiyle, füzeyle değil, içten bölünecek, sinsi bir şekilde, dayatmalarla. Çünkü insanların düşüncelerine hükmediyorlar. Hayallerini çalıp, onları çalışmaya, ailesine bakmaya ve sözde mutlu olmaya itiyorlar. Haftanın yedi günü içerisinde neden insanlar pazar gününü iple çeker ? Tatil ? O işin görünen kısmı, biraz daha dibe inmek gerekiyor cevabı için; insanlar mutlu olmayı özlüyorlar. Neden artık genel olarak birbirimizle çatışma halindeyiz ? Neden televizyonda söylenenlerin çoğunu sorgusuz sualsiz kabul edebilirken birbirimize kolay kolay inanmıyoruz ? Düşünün, evli bir çift yan yanayken dahi karşılıklı konuşmak yerine onu açıp vakit ''dolduruyor.' Abiler ve kardeşler, dayılar ve teyzeler... Neredeyse herkes. Birbirimize bakıp içten gülümseyecek kadar yakınken, onu daha çok görüyoruz. Yani eşimizi, sevgilimizi, arkadaşımızı izlemekten çok, onu izliyoruz. Ha burada ben izlemiyor olabilirim, sen de izlemiyor olabilirsin lâkin geri kalanı böyle değil, elinden geldiğince karşındakini uyar. Ailenle ve arkadaşlarınla sohbet et. Sık sık. Eline para geçtiğinde mutlu olmana gerek yok veya seni güldürecek, mutlu edecek şeyleri bekleme.
Aynı zamanda şunu da yap; başına gelen en kötü şeyi düşün. Anneni veya babanı kaybetmiş olabilirsin, kardeşini veya abini. Hatta hiçbir şeye değişemeyeceğin eşini ve sevgilini, belki bebeğini... Sonra üzül ve ağlayabildiğin kadar ağla; çünkü elinde olmadan mecburen ağlayacaksın. Sen insansın ve duygularla beslenirsin, seni hayata bağlayan şeyler bunlar; ama bunların hepsinden önce yapman gereken şey ne biliyor musun ? Hayatına dair bir amaç edinmen. Bu amaçtan kastım şu değil:''Evim, arabam, güzel karım, yakışıklı kocam, iyi bir evladım, bol param olsun.'' Bu bir amaç değildir hatta aynı zamanda hayalde değildir. Bunların hepsi senin üzerinde uygulanmış ve böyle düşünüyorsan başarıya ulaşmış dayatmalardır. O evindeki küçük renkli kutu varya, bunları sana yapan o. Çık bak sokağa, sonra insanlara sor, büyük bir çoğunluktan bu veya buna yakın yani sonucunda bu mantığa çıkacak olan yanıtlar alacaksın. Bu büyük bir çoğunluğun düşüncesi aynı yola çıkıyorsa, vardır bir yamuk değil mi ? Düşünceler aynı sonuçta. İşte sana sundukları bu düşünceler renkli kutunun dayatmalarıdır. Sana yakışıklıyı ve güzeli iyi olarak gösterir, artık o saatten sonra çirkin olarak nitelendirdiğin insanları otomatik olarak kötü düşünürsün.
Neyse, insan olduğunu unutma. Bir amaç edin, yukarıda bahsettiğim şekilde değil, kendi düşüncelerini elde et. Böylece geri kalanlardan farkını anlayabilirsin.
Neyse bakın, bu küçük insanların ileride anne ve baba olduklarını hayal edin. Sonra oturma odalarımızda duran o lanetli kutuyu. Size sözde yeni dünyalar sunan lanetli kutuyu, orada gördüğünüz ve film bu ya, ne olacak ki dediğiniz olaylar varya, işte oradan geçen her şey gerçekleşecek, hem de çok yakın bir gelecekte. İşte bu yeni anne, baba olmuşlar varya, onlarda evlatlarını böyle yetiştirecekler; çünkü böyle gördüler. Ve bu ülke mermiyle, füzeyle değil, içten bölünecek, sinsi bir şekilde, dayatmalarla. Çünkü insanların düşüncelerine hükmediyorlar. Hayallerini çalıp, onları çalışmaya, ailesine bakmaya ve sözde mutlu olmaya itiyorlar. Haftanın yedi günü içerisinde neden insanlar pazar gününü iple çeker ? Tatil ? O işin görünen kısmı, biraz daha dibe inmek gerekiyor cevabı için; insanlar mutlu olmayı özlüyorlar. Neden artık genel olarak birbirimizle çatışma halindeyiz ? Neden televizyonda söylenenlerin çoğunu sorgusuz sualsiz kabul edebilirken birbirimize kolay kolay inanmıyoruz ? Düşünün, evli bir çift yan yanayken dahi karşılıklı konuşmak yerine onu açıp vakit ''dolduruyor.' Abiler ve kardeşler, dayılar ve teyzeler... Neredeyse herkes. Birbirimize bakıp içten gülümseyecek kadar yakınken, onu daha çok görüyoruz. Yani eşimizi, sevgilimizi, arkadaşımızı izlemekten çok, onu izliyoruz. Ha burada ben izlemiyor olabilirim, sen de izlemiyor olabilirsin lâkin geri kalanı böyle değil, elinden geldiğince karşındakini uyar. Ailenle ve arkadaşlarınla sohbet et. Sık sık. Eline para geçtiğinde mutlu olmana gerek yok veya seni güldürecek, mutlu edecek şeyleri bekleme.
Aynı zamanda şunu da yap; başına gelen en kötü şeyi düşün. Anneni veya babanı kaybetmiş olabilirsin, kardeşini veya abini. Hatta hiçbir şeye değişemeyeceğin eşini ve sevgilini, belki bebeğini... Sonra üzül ve ağlayabildiğin kadar ağla; çünkü elinde olmadan mecburen ağlayacaksın. Sen insansın ve duygularla beslenirsin, seni hayata bağlayan şeyler bunlar; ama bunların hepsinden önce yapman gereken şey ne biliyor musun ? Hayatına dair bir amaç edinmen. Bu amaçtan kastım şu değil:''Evim, arabam, güzel karım, yakışıklı kocam, iyi bir evladım, bol param olsun.'' Bu bir amaç değildir hatta aynı zamanda hayalde değildir. Bunların hepsi senin üzerinde uygulanmış ve böyle düşünüyorsan başarıya ulaşmış dayatmalardır. O evindeki küçük renkli kutu varya, bunları sana yapan o. Çık bak sokağa, sonra insanlara sor, büyük bir çoğunluktan bu veya buna yakın yani sonucunda bu mantığa çıkacak olan yanıtlar alacaksın. Bu büyük bir çoğunluğun düşüncesi aynı yola çıkıyorsa, vardır bir yamuk değil mi ? Düşünceler aynı sonuçta. İşte sana sundukları bu düşünceler renkli kutunun dayatmalarıdır. Sana yakışıklıyı ve güzeli iyi olarak gösterir, artık o saatten sonra çirkin olarak nitelendirdiğin insanları otomatik olarak kötü düşünürsün.
Neyse, insan olduğunu unutma. Bir amaç edin, yukarıda bahsettiğim şekilde değil, kendi düşüncelerini elde et. Böylece geri kalanlardan farkını anlayabilirsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
