Cuma, Mart 25, 2016

Din Kimindir ? -Ara Bölüm-

Önce birinci bölümü okuyun: Din Kimindir ?

Sonra ikinci bölümü okuyun: Din Kimindir ? -2-

------------------------------------------
Yazıya başlamadan önce şu alttaki videoyu izlemenizi istiyorum ve tekrardan Kuransız din, bizi nereye götürür onu göreceksiniz.
  

Videodaki arkadaş diyor ki: "Hepimiz bir insan olmuşsa gavsın sayesinde, herkes bizi seviyorsa gavsın sayesindedir, eğer herkes bize selam veriyorsa gavsın bereketi sayesindedir, onun için hiçbir zaman gavsın evladına yan bir gözle veya kötü bir gözle bakmayın. Onları Allah ile başbaşa, resullullah ile başbaşa bırakalım. Onları gavsa teslim edelim. Bizim haddimiz değildir, bunların haddini vermek haşa. Onun için hiçbir zaman gavsın çocuklarını, torunlarını, evlatlarını tefrikat yapmayın. Ayrım yapma hakkımız yoktur. O hakka sahip değiliz. Canımızda ruh olduğu müddetçe o aileye köle olacağız. Biz başımızı yere koyacağız, bütün gavs hazretleri, çocukları, başımıza basıp geçecekler, yine de gavsın hakkını ödeyemeyiz. Hepimiz ömrümüz boyunca gavsın evlatlarına köle olmak zorundayız, boyun eğmek zorundayız."Bunlara inananların sıfatlarını yazıyorum; doktorlar, öğretmenler, üniversite mezunlar, mühendisler, devlet büyükleri, profesörler, dişçiler, müteahhitler... Kula kul oluyor bu sıfattaki insanlar, çıkarları olmasa bu sektörün içinde olmazlar gibi geliyor ama çıkarları ne? Bilmiyorum. Mekkeli müşriklerden hiçbir farkı kalmıyor gavs, tarikat, seyyid diye etrafta koşuşanların. Başkalarından nasip bekleyenlerin, ölülerden nasip bekleyenlerin...

Her gün yeni bir yanlışlıklarını keşfediyorum, mantıklı söyledikleri tek şey Kuran. Zaten o da Allah vergisi. Peki bunlardan nasıl kurtulacağız? Ne yapmamız gerekiyor? Kuran ile etrafımızdaki insanları uyarmak! Yapabileceğimiz en düzgün en doğru yol bu. Daha önce İblis'in günümüzdeki en büyük tuzaklarından bir tanesini söylemiştim, tekrarlayayım; temelde yanlış olan bir düşüncenin/bir şeyin etrafını doğrularla çevirmek.
Videonun 8:25'inci dakikasına bir gelir, orada diyor ki: "İnsan ne kadar küçülürse Allah katında o kadar büyür."

Allah kendisine şükreden, kendisine inanan, kendisini tek bir ilah olarak kabul etmiş, kendisine dua eden... Kullarıyla beraberdir. İnsan kendisini niye küçültsün bu dünyada yahu? Tek bir ayet mi var, kendini küçük düşürmekle ilgili? Yok ama tarikat dininde var arkadaşlar çünkü bu insanlar beyin yıkıyor, kendilerine çekip hayatları yiyorlar. Ahiretinizi satın alıyorlar, bakın inançlarıyla ilgili söylemlerini videolar ve sözleriyle gösterdim. Mantıklı düşünen insan neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verir, ayetler ortada ve bunların söyledikleri ortada. Cübbeli denilen adam peygamberin sümüğü, sidipi, kanı diye milletin beynini uyuşturuyor... Bunların hepsi ortaklaşa hareket ediyorlar, tek bir koldan... Allah yardımcımız olsun. Bitmedi arkadaşlar, gelin izleyin şunları, kendi kulaklarınızla duyun nasıl rezil insanlar olduklarını:
                                        
Dakika 1:35: "Siz de kulağınızı tıkamanız lâzım, dilinizi tutmanız lâzım, siz de gözünüzü kör etmeniz lâzım... Eğer biz bu islamın davasını istiyorsak bu fedakârlıkları yapmamız lâzım..."Arkadaşlar Allah hiçbir kulunu, kendisine şirk koşmadığı sürece, hurafeler uydurmadığı sürece böylesine rezil etmez, yarattığı hiçbir varlığı bu duruma sokmaz ama tarikat sizi sokar, insan insana bunları söyler. Dikkat etmemiz gerekiyor, aklımızı ve elimizi Kuran'dan çekmememiz gerekiyor. "Menzil'in köpeğiyim." diyor. Eğer islamdan uzak insanlara bunları anlatırsanız, elbette islama çağıramazsınız. Allah, güzel dille çağırmamızı emrediyor bize.

                                        
Semerkand TV'den tekrar beyin yıkama dersleri; yine insanların bilinçaltına, başlarında bir mürşid olmadan asla doğru yola giremeyeceklerini yerleştiriyor. Allah yardımcımız olsun. Bunları dinlemeyin.

                                         
"Ya gavs dedin mi adımı söylerin gelirim." demiş Geylani, Allah dostu dedikleri. Allah'ın bu insanlara görev verdiğini söylüyorlar, Allah'a karşı iftira atıyorlar. Bunları anlama için alim olmamıza gerek yok arkadaşlar, dikkat edin. Peki bu sözü nereden çaldılar? Elbette Kaf Suresi 16. ayet:

"Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız."

Perşembe, Mart 24, 2016

Din Kimindir ? -2-

Önce bunu okumanız gerekiyor, Din Kimindir?
-------------------------------------------
Günümüz müslümanlarındaki, gerçekten üzülerek söylüyorum, en büyük yanılgılardan bir tanesi "insanların dünyaya ceza olarak gönderildiği" yanılgısıdır. Çıkın sokakta yüz kişiye sorun doksan ikisi bu soruyu, "evet, cezalandırılmak için gönderildik, Adem ve Havva'nın suçunun günahını biz çekiyoruz" diye yanıtlayacağı aşikar. Neden peki? Yıllardır buna inanıyoruz, neden? Şimdi size birkaç video atacağım ve o videoları izledikten sonra temel sorunu tahmin edebileceksiniz:
                                              
Günümüz Türkiye'de de bunlar mevcuttur arkadaşlar; bizdeki gavslar, kutublar bakışlarıyla insanları yakarlar, adını andığınız anda yanınıza gelirler, eğer onun tarikatındaysanız siz ölürken yanınıza gelir ve canınızın nasıl çıktığına bakarlar...  Videodaki insanlarınlarla beraber bizim Türk insanının bu hikâyelere kanmasının tek sebebi Kuransızlıktır! Kuran okumadan büyümek, anlamadan büyümek size şeyh elini de yalattırır, hatta eliyle kalmaz ayağını da öptürür, o da yetmedi daha yeni haberlerde yayınlandı, müridlerinin karılarıyla yatan şeyh haberi...

Neyse konumuza dönelim, Kuransız yetiştiğimiz için kulaktan kulağa türemiş bütün hikâyelere, yeter ki içerisinde dini bir konu geçsin veya kelime geçsin, hemen inanıyoruz. İnsanların dünyaya Allah tarafından cezalandırılmak için gönderildiklerinin hikâyesi de buna dayanıyor. Peki müslümanların kulaklarına bu hikâyeler nasıl geldi ?

Arkadaşlar dini konuların biraz derinine ineceğiz şimdi, gerçekten tüm dikkatinizi buraya verin istiyorum. Zira şu an anlatacaklarım çok önemli.

Önce İncil'deki yaratılıştan örnek vereceğim: (İncil - Yaratılış Bölüm 3 Ayetler 1-19 arası):


RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.

2 Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,3 “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”

4 Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,5 “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”

6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.9 RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.

10 Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.

11 RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”

12 Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.

13 RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
14 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,
“Bu yaptığından ötürü
Bütün evcil ve yabanıl hayvanların
En lanetlisi sen olacaksın” dedi,
“Karnının üzerinde sürünecek,
Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.

15 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim.
Onun soyu senin başını ezecek,
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”

16 RAB Tanrı kadına,
“Çocuk doğururken sana
Çok acı çektireceğim” dedi,
“Ağrı çekerek doğum yapacaksın.
Kocana istek duyacaksın,
Seni o yönetecek.


17 RAB Tanrı Adem’e,
Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi
” dedi,

“Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.

18 Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.

19 Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.”

Gördüğünüz gibi hikâyede İncil, Havva'yı suçlar. Şu altını çizip kalınlaştırdığım yerleri, yazıya devam etmeden önce yukarı çıkıp lütfen tekrar, tane tane okuyun.

Havva, Adem'i Allah'ın yasakladığı ağaçtan yemek için teşvik ediyor. Hatta şurada kısa bir bilgi vermek istiyorum size, yine Hıristiyanlardan bizim topluma yayılmış bir tabir var: "Kötülüklerin anası." Bu da bu hikâyeden türemiştir. Örneğin, "alkol kötülüklerin anasıdır." deriz, çünkü  Hıristiyanlar kötülüklerin Havva'dan/kadından/anadan başladığını savunurlar. Bu önceki cümleyi aklınızda tutun, çünkü önemli.

Hıristiyan inancına göre Adem ve Havva'nın dünyaya gönderilmesinin sebebi, insanlık tarihinde Havva'nın ilk günahı işlemesiyle başlayıp ardından Allah'ın, Adem'e: Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lanetlendidediği olaylar silsilesidir ve bu yüzden de o inançlardan kalan, "yeryüzü senin yüzünden lanetlendi" kalıntısı olan "dünyaya cezalandırılmak için gönderildik, Adem ve Havva'nın cezasını çekiyoruz" kalıpları İslamiyet'e, Hıristiyanlıktan karışmıştır. Hemen şimdi bu olaya Kuran kaynaklı bakalım.

Bakara Suresi 30. Ayet:
"
Bir zamanlar Rabb'in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti..."
Şimdi arkadaşlar, halife ne demek? Halife diye biz hükümdarlara, Osmanlı padişahlarına deriz değil mi? Peki bu hükümdarlık, padişahlık sistemi nasıl ilerliyordu? Babadan oğula, nesillerce aktarılıyordu. Ayeti açalım şimdi, elimden geldiğince tane tane anlatmaya çalışıyorum. Allah'ın yeryüzüne yeni bir halife yaratması demek, bizi daha önce dünyada yaşayanların yerine koyacağı mânâsına geliyor arkadaşlar, dikkatle tekrardan okuyun. Yani bu dünyada başkaları vardı ve onların yeryüzündeki egemenliğini yenisi ile değiştirecek.

Ayetin kazandığı bu yeni anlam ile devam edelim:


"Bir zamanlar Rabb'in meleklere:
«Ben yeryüzünde nesilden nesile  yaşayacak birisini yaratacağım.» demişti..."

Üstte altını çizdiğim yerde Yüce Allah bize ne dedi önce onu söyleyeceğim, şu an size anlamsız gelebilir ama ileride hepsi oturacak. Allah orada, insanların zaten yeryüzünde yaşamak için yaratıldığını söylüyor. Yani henüz Adem yaratılmadan, insanların dünyada yaşayacakları Yüce Allah tarafından koyulmuş gerçekti zaten.

Ayetin bu kısmına kadar anlıyoruz ki henüz insan yaratılmadı. Devam edelim:(Bakara Suresi 30. Ayet)
"...
Melekler: «Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb'in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

Melekler gaybı bilemezler ama bu çıkarımı nasıl yapıyorlar ? Elbette kahve falı ile değil. Çünkü melekler daha önce dünya üzerinde böyle bir olaya tanıklık etmişlerdi. Yani bizden önce dünyada birileri yine kan döküyordu, savaşıyordu, birbirini öldürüyordu. Birkaç ayete dikkat çekmek istiyorum şimdi arkadaşlar.

Zariyat - 56:
"Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
Sede - 13:
"Andolsun cehennemi, cinlerin ve insanların; günahkâr ve imansızlarıyla dolduracağım."
Enam - 130:

Allah: «Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?» deyince onlar: «Kendi aleyhimize şahidiz» derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler.

Bence bu ayetler, biliyorum tam olarak değil lâkin bizden önce bu dünyada -özellikle Enam Suresi- cinlerin yaşadığını gösteriyor -isteyen Arapçasına da bakabilir- ve melekler bundan dolayı "bozgunculuk yapacağımızı ve kan dökeceğimizi" biliyorlardı. Yani biz şu an meleklerin daha insan yaratılmadan önce düşündüğü şeyleri yapıyoruz. Elbette Yüce Allah bizim bilmediklerimizi bilir.

Evet olay şimdi başlıyor, tüm bunlar esas anlatmak istediğim şeyi çok daha basit bir şekilde kavrayabilmenize yardım edecek diye umuyorum.

Pür dikkat burayı okuyun.

Yüce Allah, Adem'i neresi için halife kılacaktı? Dünya ve o sırada Adem peygamber henüz yaratılmamıştı ve Adem'in dünyada halife olacağını Yüce Allah kimlere söylemişti? Meleklere. Tekrarlıyorum, melekler zaten Adem'in dünyada halife olacağını biliyorlardı, onun cennette kalmayacağını biliyorlardı. Daha sonra Yüce Allah, Hazreti Adem'i yaratıyor ve bunun için meleklerin secde etmesini buyuruyor, ardından İblis sonradan gelen yeni varlıkla(insan) arasında kıyaslama yapıyor. Kendisinin ateşten ve insanın çamurdan "yaratıldığını" söyleyerek üstünlük taslıyor. Bakın arkadaşlar İblis'in burada demek istediği şey tam olarak şu: Eğer siz yanlış yapıp, "Allah beni böyle yaratmış." derseniz, yaptığınız suçu Allah'a atmış oluyorsunuz. Yaptığınız suçun sorumlusu olarak Allah'ı gösteriyorsunuz, yani "Ben ne yapayım, o beni böyle yaratmış." diyorsunuz. İblis'in yaptığı şey tam olarak budur arkadaşlar.

Allah, Adem'i yarattıktan sonra secde edin dediğinde etmedi, karşı geldi ve suçu; kendisinin ateşten, bizimse çamurdan yaratıldığımızı söyleyerek Allah'a attı. Çünkü bir şeyler yaratmak ancak Allah'a mahsustur ve Allah her şeyi tam tamına yapar, asla şaşmaz, ne eksik ne de fazla.

Peki biz nasıl anlıyoruz İblis'in böyle bir harekette bulunduğunu? Gözleri Araf Suresi 16. ayete çevireceğiz şimdi: (altını çizdiğim yerde nedeni açıkça yazıyor)

"
İblis: “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin dosdoğru yolunda onlara karşı mani olmak için oturacağım.” dedi.

İblis hâlâ kendi içinde tuttuğu duyguyu Allah'ın onu azdırdığını düşünerek hareket ediyor, çünkü Yüce Allah, onun içerisindeki o duyguyu zaten biliyor, azdırmasına bir gerekçe yok.

Ne buyuruyor Yüce Allah Bakara Suresi 34. ayette:
"
Ve o zaman meleklere: «Âdem'e secde edin!» dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, kafirlerden oldu."

Allah, İblis için, "kafirlerden oldu." buyuruyor. Yani İblis dinden döndü, sapıttı.

Bakın, eğer açık olmadıysa, durumu anlamadıysanız lütfen tekrar tekrar okuyun, çünkü şimdiki noktamız da çok önemli.

Ardından Yüce Allah, yine Kuran'dan biliyoruz ki, İblis'e bütün bu dediklerinin ardından, Araf Suresi'nin 18. ayetinde, "
Allah: «Çık oradan, yerilmiş, kovulmuş olarak!..." diyerek, İblis'in bulunduğu yerden, makamından "küçük düşürülerek, alçaltılarak, kınanarak" kovulduğunu buyuruyor.

Hemen ardından Araf Suresi 19. ayetinde, "
Ve «Ey Adem, zevcenle birlikte cennete yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın!» dedi." buyuruyor. Hazreti Adem'in ilk yaratıldığı yer böylece cennet oluyor arkadaşlar; çünkü Allah, Adem Peygamberi dünyaya halife kılmıştı, cennete değil.

Devam ediyoruz, Araf Suresi 20-23 Ayetleri:

20-
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: «Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.» dedi.

21-
Ve onlara: «Elbette ben size öğüt verenlerdenim.» diye de yemin etti.

22-
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacın meyvesini tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: «Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?»

23-
Dediler ki: “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Aklım duracak yahu, böylesine mükemmel bir anlatım olamaz, böylesine detaylı olaylar bu kadar net cümlelerle başka hiçbir kitapta anlatılamaz. Bu olay kafamda ilk dank ettiğinde, olduğum yerde oturdum kaldım öylece.

İblis kıskançlıkla Adem ve Havva'ya yasak ağaçtan yemeleri için vesvese verip onları oyuna getiriyor, ardından Allah birbirinize düşman olarak inin diyor, yeryüzünde sizlere belirli süreye kadar nimetler vardır diye buyuruyor. E peki şimdi bizim İblisle aramızdaki fark nedir? Fark İblis'in yaptıklarından sonra Allah'a karşı utanmadan şikayet etmesidir. Hatırlayın Araf 16'yı, Bakara 34'ü. Nasıl karşı çıkıyordu Allah'a? Diyordu ki, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan daha üstünüm." Hemen ardından, "Beni azdırmana sebebiyle, senin dosdoğru yolunda onlara mani olmak için duracağım." demişti. Peki ya, Adem ve Havva?

Araf Suresi 23. ayet:
Dediler ki: “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Hazreti Adem ve Havva, suçlarını itiraf ediyorlar, yaptıkları yanlışın farkındalar. Hazreti Adem ve Havva, Allah'a dönüp:"İblis bize vesvese verdi, bizi oyuna getirdi" veya "Allah'ım sen zaten her şeyi biliyorsun, bu da senin bir planındı." demedi. "Rabbimiz kendimize yazık ettik, sen bize acımazsan, bizi bağışlamazsan kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz." dedi ve zaten Allah'ın ilk başta plânladığı gibi dünyaya halife olarak gönderildi. Plan zaten insanoğlunun cennette kalması değildi, böylece Adem ve Havva:


Yaptıkları suçu kabullenerek sınavı başarıyla tamamladılar ama İblis yaptığı suçları üstlenmeyerek suçu hep karşıda buldu ve başaramadı.

Arkadaşlar dünyanın cezalandırma yeri olmadığını, Hıristiyanlıktan gelen yanlış bilgilere inandığımızı anlatmam ve sizi inandırmam için kanıt sunmam gerekiyordu, uzun evet ama kapabileceğiniz çok fazla şey var. Demek istediğim o ki, dünya bir müslüman için asla ama asla cezalandırma yeri değildir! Hıristiyanlıktan, İslamiyete girmiştir. Allah dünyada kullarına bir sürü güzel nimet verdiğini ve ona şükretmemiz gerektiğini söylüyor. Yahu yüksek bir tepeye çıkıp, altınızda akıp giden sulara baktığınızda, dünyanın bir cezalandırma yeri olduğunu düşünüyor musunuz ? Ayrıca dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta şu; hıristiyanlar suçu Havva'ya atarlar ve kötülüklerin kadınla başladığını düşünürler lâkin müslümanlar için kadın da erkek de eşittir. Allah Kuran'da her ikisine de buyuruyor, inin oradan diyor. Kadını suçlamıyor, çünkü islamiyet aynı zamanda insanların eşit olduğunu da söylemek için geldi.

Tasavvufçular; Hıristiyanlıktan ve Budizm'den gelen saçma sapan; çilecilik, acı çekme, sürekli kendini aşağılarda görme, cezalandırılma hikâyelerinin hepsini benimseyerek İslamiyet'in içine karıştırdılar. İnsanların beyinlerine girdiler; şeyhe, kutuba, gavsa, mehdiye ihtiyacınız var diyerek, Allah'ın yücelttiği insanı hep küçük düşürdüler. Çok güzel bir ayet var, Nisa 147'de, Allah buyuruyor ki:

"
Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapsın? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir."  İnsanın tüylerini diken diken eden bir ayet bu, yani Allah'ın merhametini kazanmak varken neden öfkesine isteyelim ki? Allah kullarına ne kadar lütuf göstereceğini şu ayette ne güzel anlatmış yahu.

Tarikatların dört temel kurallarından bir tanesiydi, dünyayı terk demekle dünyanın insanlar için bir ceza yeri olduğu arasında hiçbir fark yoktur. Gördüğünüz gibi kaynaklarıyla, gerçek dışı olduğunu kanıtladım, inşallah ona göre kendi içinizde değerlendirirsiniz.
  1. Dünyayı terk,
  2. Ahireti terk,
  3. Varlığı terk,
  4. Terketmeyi terk.
Sıra geldi yine tasavvufun inançlarından bir tanesi olan; 3'ler, 7'ler, 40'lar...

Bu sefer bakalım nereden türemiş bu hurafe. Hemen Tevrat'a geçiyoruz arkadaşlar, Tevrat'ta şöyle bir bölüm var, İsrailoğulları'nın Musa peygambere yedikleri nimetler konusunda şikayetleri oluyor ve bu şikayetlere artık dayanamayan Musa, Allah'a karşı, "Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam. Bana böyle davranacaksan –eğer gözünde lütuf bulduysam– lütfen beni hemen öldür de kendi yıkımımı görmeyeyim." (Kaynak, Zebur-Çölde Sayım, 14 ve 15 ayetleri) böyle sitem ediyor adeta. Ardından Allah, kavme nimet vereceğini söylüyor ve Musa'nın yükünü hafifleteceğini söylüyor. Musa kavmine dönüp içerisinden 70 adam seçiyor ve Allah Musa'nın yükünü bu 70 kişiye dağıtarak, onun gönlünü hafifteliyor. (Kaynak)

Peki bu İslamiyet'e nasıl geçti? Elbetteki Kuransızlıktan dolayı, kültürsüz olup, okumamaktan kaynaklı. İki fotoğraf koyacağım, altı çizili yerleri okuyabilirsiniz: (Kaynak: Tarih Boyunca İnkılaplar - İhtilaller ve Siyonizm, Ziya Uygur)





Bu Rica-ül Gayb dedikleri insanlar günümüz; şeyhleri, gavsları, kutubları, dervişleri, alimleri lâkin bu tabirlerin İslamiyet'e nasıl girdiğini bilmezler çünkü kültürsüzlük diz boyu. Allah'ın sıfatlarını bu insanlara yüklüyorlar, sağolsun Yahudi ve Hıristiyanlar bizim eksikliklerimizi kapatmışlar, onlar direkt Allah'a tasalanıp tavır alırlardı, artık bizimkiler Allah'a hem her şeye gücü yeter deyip hem de ortak koşuyorlar.

Biraz da tasavvufun sağlam kalesi Mevlana'dan bahsedelim:


Hikâyeleri çok fazla koymak istemiyorum, yani o kadar çok hikâye var ki; cinsellikle alâkalı, içki içmekle alâkalı, Allah'a şirk koşmakla alâkalı... Dikkatimi çekenleri koyacağım.


Bu hikâyede bir baba, kızını çelimsiz bir kızla evlendiriyor ve onunla yatıp yatmaması hakkında fikir veriyor, hikâyeyi okuyabilirsiniz:
                              


Mesnevi'nin önsözünde Mevlana, Allah'ın Kuran için koyduğu sıfatları kendi Mesnevi'sine koyuyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü Mevlana ve onun gibi insanlar için, daha önce açıkladığım Vahdet-i Vücud felsefesini destekler, varlığın birliği, her şey Allah! Mevlana, zaten kendisinin varolmadığını söylüyor o bakımdan Allah'tan gelen ilhamdır diyor, o yüzden Allah'ın vahyidir diyor, Allah'ın kelamıdır diyor. İsteyen okuyabilir.
                   




Bir kadının eşekle ilişkiye girmesinin tüm detaylarını anlatan hikâye ben sadece başlığını paylaşacağım: İsteyen sadece  fotoğraftaki başlığı okuyabilir.
                   

İki farklı Mesnevi'den kaynak aldım, soracaklar için:   
                                  

Arkadaşlar, inanın o kadar çok paylaşılacak şey var ki, zaten internette olan aynı şeyleri paylaşmak istemiyorum, inanın aradığınız zaman hepsini bulabiliyorsunuz.


Madem bu adam bu kadar zararlı ve islama böylesine zarar veriyor neden bu kadar seviliyor? Reklam, din üzerinden para kazanma iki temel sebep. Örneğin Semerkad TV'nin şu videosunu izleyebilirsiniz. Bir saatlik Mevlana hakkında, temeli tamamen din olması gereken bir program yaparak, Kuran'dan neredeyse hiç konuşmamak ne demektir yahu? Allah'a şirk koştuklarını bir saat boyunca bağırıyorlar, hiçbir desteği olmayan hikâyeler anlatıyorlar, insanların başlarında şeyhleri olmazsa, gavs olmazsa doğru yolu bulamayacaklarını anlatıyorlar. İsteyen şöyle bir 15 dakika ayırabilir, hızlıca parça parça izleyebilirsiniz, demek istediklerimi siz de çok daha iyi anlayacaksınız.

                                            


Her yerden bize saldıran tasavvufun bir de Cübbeli Ahmet tarafını kurcalayalım. Paylaşacağım videoda lütfen sinirlenmeyin:

   
                                          
Sümükü Şerif dedi. Gerçekten bunu söyledi ve bu adamın binlerce takipçisi var altında, her biri cübbeli'nin ağzından çıkan her şeye inanıyor çünkü beyinleri uyuşmuş, bu adamın önündeki açılmış kitapların hepsi hurafelerle dolu, her biri yalan dolan hikâyeler içeriyor, sırf insanları dinden şaşırtmak için, insanları Allah'a şirk koşmalarına davet ediyor. Dikkat edin, lütfen dinlemeyin şu insanları, açın Kuran'ı okuyun ve anlayın çünkü Yüce Allah bizden bunu istiyor. Daha bitmedi durun...

                                           
"Sahabe peygamberin sidiğini içerdi! Onun tuvaleti misk kokardı! Sahabe, peygamberin kanını içti!"

Bu insanlar İslam'a hizmet etmiyor, gerçekten bunların akılları başkaları tarafından alınmış ve kontrol ediliyor zira mantıklı bir insanın yapacağı iş değildir bu. Her sakallıya hoca demeyin, Kuran okumamız gerekiyor, anlamamız gerekiyor. Allah bize bunu emrediyor. Eğer şeyhlere, gavslara, kutublara kalırsak, insanın sonu aynı bu sakkalının ve onun peşinden gidenler gibi olur. Bunların daha kötüleri de var arkadaşlar. Cübbeli Ahmet Hoca denilen insanın, sahabenin peygamberin sidiğini içtiğini anlattığı mı dersiniz, yoksa kanını içtiğini mi dersiniz...

           

Lugatında gavs olanın, hayatında Kuran olmaz arkadaşlar. Neymiş? "Ya gavs" dedin mi, hemen yanına gelirmiş. Ya Allah demek yok. Allah'ım yardım et demek yok, çünkü Allah ulaşılmaz bunlar için.

İlk yazıda da anlattım, Mekkeli müşrikler putlara taparken, Allah'a da inanıyorlardı. Putları ve melekleri Allah'ın kızları olarak düşünüyorlardı Peki Allah bunlar için hangi ayetini indirdi?

Tur Suresi 39. ayet:
"Yoksa kızlar Allah'a, oğullar size mi?" diye buyuruyor Allah. Hâlâ günümüzde Melek ismini sadece kızlara veririz, bu isim taaaa o günlerde yapılan bir şirkti. Tabi şu an ben kızınıza Melek ismi verirseniz, Allah'a şirk koşmuş olursunuz demiyorum. Müşrikler, o melekleri ve putları Allah'a ortak koşuyorlar ve aracı koyuyorlardı. Yani tıpkı günümüz tarikatları gibi, aman dikkat, paçayı kaptırmayın sakın.

Tasavvuf yeni bir dindir ve bu yeni dinin Allah ve Kuran ile alâkası yoktur, inanmayın. Bu insanları dinlemeyin, bizim açıp Kuran'ı okuyup Allah'ı dinlememiz gerekiyor, Kuran'a kafa yormamız gerekiyor, onu düşünmemiz gerekiyor. Allah'ın insanları yaratış amaçlarından bir tanesidir bu.

Gel gelelim müzik kısmına, Türkiye'de tasavvuf müziği denilince benim aklıma gelen ilk isim Mercan Dede. Mercan Dede tasavvuf aşığı bir adam, yıllarca aykırı tipinden dolayı gündemda olay olmuştu. Dolayısıyla Mevlana ve onun düşüncelerini kafasında iyice bellemiş birisi. İnanın zamanında o kadar çok dinler ve yaptığı işleri o kadar kaliteli bulurdum ki... Esas amacı anlayıncaya kadar hepsi çok güzeldi. Zaten İblis'in yanlışı süslü göstermek gibi bir kabiliyeti var ve ben bu yemi yemiştim, artık Allah'a şükür yemiyorum. Güzel tasarım yaptıkları sitesi var: http://www.mercandede.com/TR/Yazilar/Blog/

Yukarıdaki yere girdiğinizde gelen ekranda dakikada birkaç defa yazılar beliriyor ve üç beş saniye sonra kayboluyor. Karşıma gelen ilk yazıyı atıyorum, gerisi size kalmış
:
                                              
Bu sözde insanlara sesleniliyor... Bu adamı uzun süredir dinlemiyorum, iyi ki dinlemeyi bırakmışım. Siz de dinlemeyin.

Allah'a ortak koşma adına Semerkant TV'den bir kanıt daha, vesile kılmak, aracı koymak... Videonun 15. saniyesinde başlıyor. Allah asla kendisine ortak koşulmasını sevmez, kendisine dua edilirken vesile konulmasını istemez. Yahu Allah hatır gönül ile mi insanların günahlarını bağışlıyor? Hatır gönül üzerine mi sevap yazıyor? Hayır ama bu insanların aklı artık uçmuş, ne okuduklarının farkında değiller. Birilerini Allah'a vesile koyuyorsan, Allah hatır gönül meselesi için iş yapıyor demektir.

                                          

Şimdi biraz zikire deyineceğim, paylaşacağım videolar var. Yıllardır zikri bize nasıl yansıtıyorlar onu göreceğiz.

                                           

                                          

                                          

                                         

                                        

                                        

Peki Kuran bize zikir dediğinde ne anlıyoruz ona bakalım:

“Onları apaçık delillerle ve kitaplarla gönderdik. Sana da, insanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye zikri/Kuran’ı indirdik. Belki düşünürler.” (Nahl: 44)
“Sana okuduğmuz bunlar, ayetlerden ve hikmet sahibi Zikir(Kuran)dendir.” (Ali İmran: 58)
“Zikr’i/Kuran’ı biz indirdik, Onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr: 9)

Şu üç ayetten anladığımız gibi müslümanlar için zikir, Kuran'dır ama biz, yukarıdaki gönderdiğim zikir şekillerini nasıl türettik? Tıpkı "dünyanın ceza yeri olduğu"na inandığımız gibi, aşağıdaki Yahudileri izleyin şimdi:

                                                  
           

                                                

                                                

Arada bir fark gören varsa, söylesin. Yazının başında Kuransızlığın insanı nereye götüreceğini söylemiştim, işte bunlar da kanıtlarından bir tanesi. Yüce Allah bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini Kuran'da açıklamasın rağmen, hatta zikir'in, Kuran olmasına rağmen, biz müslümanlar ne yapıyoruz? Toplanıp, dakikalarca Allah Allah, Elhamdülillah demenin ne faydası var mânâyı bilmedikten sonra? Bir şey söyleyeyim, eğer bir saat boyunca, hızlı hızlı Allah derseniz, kafanızı sallarsanız beyninizde kötü etkiler bırakırsınız, ciğerleri yorup, bulunduğunuz ortamdan dolayı kafayı uyuşturarak ne söylediğinizi dahi anlamayacak duruma gelerek kendinizi kaybedersiniz. Tıpkı insanların sigara içmesi gibi veya uyuşturucu kullanması, aaa ama nasıl olur? Müslümanlar bunu din adına yapıyor değil mi? Tıpkı yahudilerin yaptığı gibi.

Tasavvufta rabıta dedikleri bir şey vardır ki tamamen insanı küçülten, Allah'ın insana verdiği sıfatları ayaklar altına alan bir uygulama. Rabıta arkadaşlar, bildiğiniz yogadır lâkin mutasavvıflar bunu Budizm'den aldıktan sonra sadece adını değiştip sunmuşlar.

Rabıtada; şeyhinizi, gavsınızı kendinizden daha yüksek bir yerde oturmuş düşünerek, Allah'tan ona nur indiğini hayal ediyorsunuz ve şeyhinize inen nurun da, ondan size geçtiğini düşünüyorsunuz. Tabi bunları yaparken kendinizi iyice mazlum, garip, yardıma muhtaç, ezik düşünmeniz lâzım ki yaptığınız şey amacına ulaşsın. Fotoğraflarla gösterelim:

                                                   

                                                 
Bir insan kendisini böylesine lüzumsuz göremez, çünkü Kuran bunu emretmiyor. Bir de yogadaki rabıtaya bakalım.

"İki tip meditasyon çeşidi vardır:
  • Saguna Meditasyonu: Somut objelere yapılan meditasyondur. Somut objelere yapılan meditasyona örnek olarak mum ışığının gözler kapalıyken göz önüne getirilmesi verilebilir. Tratak gözlerin bir objeye dikilmesidir, gözler kapatıldıktan sonra bu objenin gözde canlandırılmaya çalışılması ise somut meditasyondur.
    Bunun dışında, güzel bir doğa manzarasının veya okyanusun gözünüzde canlandırılması da Saguna meditasyondur.
  • Nirguna Meditasyonu: Soyut meditasyondur. Örneğin Tanrı'nın sonsuz sevgi, şefkat, vb özelliklerinden bir tanesi seçilerek yapılan meditasyondur. Ya da bu dünyanın bir ilizyon olduğunun, gerçek olan tek şeyin saf bilinç olduğuna konsantre olunması da Nirguna meditasyondur."


Aralarında olan tek fark, birisinin din adı altında piyasa sürülmesi. Allah'tan gelecek nurun neden önce şeyhten geçmesi gerekiyor? Çünkü tasavvufun sonuna kadar savunduğu, "Şeyhi olmayanan şeyhi şeytandır." sözüden kaynaklı.

Peki Yüce Allah bunların hepsine Kuran'da nasıl cevap veriyor, tek bir ayet ile göstereceğim:

Bakara 186:
"Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler."

Şeyh mi Allah'a daya yakın? Yoksa Allah mı kuluna daha yakın? Takdiri tamamen size kalmış.



İkinci bölümün sonu arkadaşlar. Tek bir başlığımız kaldı, Kuran'ın, kulu nasıl tek başına doğru yola iletebileceği ile alâkalı, sonra bu seri bitecek. Sağlıcakla kalın.





Salı, Mart 22, 2016

Din Kimindir ?

Esirgeyen ve bağışlayan yüce Allah'ın adıyla.

Yazıyı okumaya başlamadan önce önemli bir isteğim var, bu yazıyı okurken kalbinizi ve aklınızı, herhangi bir tarafta bulundurmayın. Tamamen gerçekçi ve tarafsız bakın.

-Ha bu arada yazıdaki videoları ben hazırlamadım, araştırmalarımda bulduğum kanıtlar.
Ayrıca benim bu yazıda bahsi geçen kişiler veya kurumlarla ilgili bir problemim yok, yaptıkları işi sizlere duyurmak tek amacım. Doğru ya da yanlış olduğu sizin kararınıza kalmış.

*Bu araştırma yazısı baştan sona kaynaklara dayanarak yazılmıştır, kaynakların hepsini cümlelerin sonunda belirttim.*

Yazıya Musa Peygamber'in, Allah'a nasıl dua ettiği ile başlayacağım. Yüce Allah ayetinde Musa Peygamber'in kendisine şöyle dua ettiğini söylüyor;

"Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar..." [Taha Suresi 25-28]

Ayetin devamında Hazreti Musa'nın, kardeşi Harun'un kendisine yardım etmesi için dua ediyor ama bu duanın temel noktası; Musa Peygamber'in ilk defa Allah ile konuşuyor olması. Biraz kafa yorunca duanın ne kadar net, temiz ve anlaşılır olduğunu fark ediyorsunuz çünkü devamında peygamber; Kuran'ın deyimiyle; azmış, kudurmuş, cinayetler işleyen, kendisini ilah ilan eden firavuna gidecek ve ona yanlış yolda olduğunu izah etmeye çalışacak. Tabi bunlardan önce Musa Peygamber, Mısır'da tartışan iki kişiyi görüyor ve bir tanesi kendi tarafında diğeri ise düşman tarafta. Karşı tarafta olana vurarak yere düşürüyor ve o kişi orada ölüyor. Bunun üzerine Mısır'da aranan Musa Peygamber ailesi ile şehirden uzaklaşırken, bir tepede ateş gözüne ilişiyor. Belki faydalı bilgi bulurum yahut ateş alırım diye gittiğinde ise kendisine sesleniliyor. Yüce Allah direkt Musa Peygamber'e sesleniyor. Aralarında geçen konuşmanın ardından, ona Mısır'a geri dönüp, firavunu uyarması için emir veriyor. (Merak edenler Taha Suresi'ni açıp okuyabilirler.)

Yazıya yukarıdaki ayet ile başlamamın sebebi; Musa Peygamber'in Allah'ın emri karşısındaki o mükemmel ayrıyetten çok öz olan duasını bu yazının başına uygun olduğunu düşünmem, çünkü ben burada size, "Yıllardır kandırılıyoruz, Kuran'daki din, Allah, peygamber anlayışı ile müslümanlardaki, yani bizzat kendimizdeki ve çevremdeki müslümanların inanışları arasında fersahlarca fark var, yanlış yapıyoruz." dersem kimse beni önemsemez, hatta çoğunuz uzun yazı okumaya bile alışık olmadığınız için o cümleden sonra okumadan giderdiniz. Sadece yazıda bu duaya o kadar ihtiyacım var ki, böylesine uyumlu olması çok güzel. Umarım dikkatinizi verebilirsiniz. Bakın baştan uyarıyorum, uzun yazı okumaya alışık değilseniz, parça parça okuyun. Beş on dakika aralar vererek okuyun, hatta öyle yaparsanız daha iyi kavrarsınız, anlattıklarımı taze taze kafanızda düşünmüş olursunuz. Pişman olmayacağınızı temenni edebilirim. Çayınızı kahvenizi yudumlarken, hızlı hızlı okunur.

İblis'in insanları başarıyla, bizler fakında bile olmadan günaha çekebilmesinin altında yatan esas yetenek ne biliyor musunuz ? Temelde yanlış olan bir düşüncenin etrafını doğrularla sarmaktır. Hani soğukta gece uyurken yorgana sımsıkı sarılırız ya, doğruları aynı o şekilde; sapkın, yanlış, günah olan temel düşünceye sarar. Böylece temeli tamamen yanlış olan bir davranışı veya fikri insanlar sorgussuz sualsiz, sadece etrafındaki doğrulara bakarak kabul ederler. Ta ki sabah olup insan gözünü açıncaya kadar, yorganı kaldırıp içindeki sahtekarlığı, kendini kandırışı görünceye kadar.

Ben bunun ilk farkına vardığımda etrafımdaki neredeyse her şeyin saçma ve yalanlarla dolu olduğunu gördüm. Ardından zaman tüm bu saçmalığıyla ilerlerken bunu her düşündüğüm vakit, durduk yere bir boşluğa girerdim ama devamlı olarak, anlarsınız ya. Ta ki yakın bir süreye kadar, hayatım boyunca dinimi etrafımdan öğrendiğimi anladım. İnsanın din gibi inanılmaz hassas bir konuyu; anadan, babadan, sülaleden değil de kendisinin öğrenmesi gerektiğini destekliyorum, zira Allah, Cin Suresi 14. ayetinde şöyle buyuruyor:

"Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır!"

"Böyle mükemmel bir olay nasıl olabilir yahu" demekten günlerdir dilim kurudu. Bakın Yüce Allah asla kullarının kendisine körü körüne inanması hakkında tek bir ayet bile indirmemiş; akıl kullanmak ile alâkalı, düşünmekle alâkalı o kadar çok ayet var ki, Yüce Allah'ın insanların Kuran hakkındaki bilgilerinin artmasındaki önemi göstermek için bir tane daha vereceğim:

"Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar."-Tevbe Suresi, 122-

Dünyada Kuran'dan başka; "...varsa kanıtları getirsinler, inandıkları ilahları şimdi çağırsınlar..."ve benzeri cümleleri kurabilen tek bir kitap gösteremezsiniz arkadaşlar. Bu ayetler bile tek başına Allah'ın yüceliğini kanıtlıyor. Başka bir kitap yok ki, kendisinin böyle eleştirilmesi istesin...

Kuran'ın inişi bildiğimiz gibi peygamber efendimiz vasıtasıyla bize aktarılmıştır. İlk indiği zaman ona inananları düşünsenize; etrafındaki arkadaşları, eşi, dostları ve farklı farklı ailelerin içerisinde "tek tek" olan kişiler. Peygamberimiz kimseye demiyor ki: "Sen benim eşimsin, dostumsun bak kabul etmek zorundasın, yoksa yanacaksın..." diye. Önce birey olarak onlar kabul ediyorlar, onlar mantık yürütüp iman ediyorlar, zaman geçtikçe araştırıp bu imanları daha da kuvvetleniyor. İslamiyetin en güzel yanlarından bir tanesi bu bence, araştırmak. Aklını kullanıyorsun, keşfettiklerini etrafındaki insanlarla paylaşıyorsun, ne kadar büyüleyici olduğunu söylemeye çalışıyorsun ve bunların hepsini önce "kendin", "tek bir birey" olarak yapıyorsun ardından etrafına yayılıyor. Olayı daha iyi kavrayabilmek için bir fotoğraf paylaşacağım:
                                              
Bu fotoğraf, 1977 yılında çekilmiş olan Çağrı filmine ait. Peygamber efendimize vahiy geliyor ardından, yeni dini kabul eden ilk müslümanlar, zaten sayıları çok az olduğu için gizli gizli toplanarak Kuran'ı tartışıyorlar ve anlamaya çalışıyor. Yani "Aaa, kardeşler! İslam diye bir din gelmiş, hadi hep beraber gidip kabul edelim." denilecek bir durum söz konusu değil başlarda. Birey olarak sorumluluğumuzu bilmek gerekiyor. Her şey Kuran'ı okumaya başladığınızda değişiyor. Bakmayın insanların sürekli Arapça okuttuğuna veya okuduğuna, açın interneti ki bence teknoloji Allah'ın bizim dönemimizdeki en büyük nimetlerinden bir tanesi, düşünsenize eskiden bir insan bilgi için kilometrelerce yol giderdi lâkin artık öyle değil. Google gibi bir nimet var, doğru kullanınca istediğin gibi bilgiyi bulabilirsin. Açın Kuran'ın üç beş tane mealini, Arapça karşılaştırmalı, okuyup anlayın, kıyaslayın, bakın hangi çevirmen ne demiş, hangisi karşı çıkmış vesaire. İşte o zaman anlıyorsunuz Yüce Allah'ın sürekli olarak "...hâlâ mı akıl yürütmezsiniz ? Hiç düşünmez misiniz ?" kalıplarını neden sürekli tekrarladığını. Hatta Allah Cin Suresi'nin 14. ayetinde ne buyuruyordu:

"Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır!"

Aramak ve doğruyu bulmaktan kasıt olan şey bu işte; araştırmak, kıyaslamak, algılayıp idrak etmek. Hepsi birbirleriyle bağlantılı, yeter ki peşinden koşalım ya, yeter ki koşalım.

Yazıyı okuduktan sonra hissedeceğiniz şey aynen ilk müslümanlar nasıl hissettiyse öyle olacak biliyor musunuz? İnanın yalnız hissedeceksiniz ve "ben bunu kime anlatsam inanmaz ki bana" düşüncesi beyninizi yiyecek ama önce siz hele sabırla okuyun, sonra ne yapacağınıza bakarsınız.

Şimdi konumuza gelelim, yazı uzun olduğu için iki bölümde anlatacağım. Birkaç haftadır sürekli bilgi toplayarak, insanlarla konuşarak, kitapları araştırarak notlar topladığımdan dolayı bunları düzenlemesi biraz zaman aldı.
  1. "Tasavvuf nedir ? Tarikatların Türkiye'deki Gelişimi"
  2. "Yaratılış fıtratı gereği bir insan Kuran'ı kendi kendine keşfebilir, anlayabilir"
 Fazla uzatmadan bölümlere geçiyorum artık.



1. Tasavvuf nedir? Tarikatların Türkiye'deki Gelişimi: Artık yedi yaşındaki yeğenlerinize bile yaptırabileceğiniz bir arama ile bulabileceğimiz tabirler sağ tarafta var. "Böyle internetten yazarak bilgi edinemezsin." diyebilecekler için şimdiden söyleyeyim; elinizdeki hiç okumadığınız tasavvuf kitaplarının içerisinde de bunlar yahut bunlara benzer tanımlar yapılıyor. Eğer siz de okumuşsanız ve hâlâ tasavvufun Allah'a birilerini veya bir şeyleri ortak koşmak olduğunu algılayamadıysanız, tek diyebileceğim inşallah kısa zamanda vazgeçersiniz. Neyse, bu tanımların hemen hemen hepsi Allah'ın, Kuran için koyduğu tanımlardır veya farklı kelimeler kullanarak bu tasavvuf alimleri yumuşatmıştır esas mânâyı. Yani yüzyıllardır bu insanların sözlerini zaten Yüce Allah kendi kitabı için yılllllllllaaaaar öncesinden söyledi ama bizim insanoğlunun huyunda var bu. Çok basit bir örnekle açıklayayım şu cümlemi, şimdi aklıma geldi ve öyle güzel bir ayet var ki kullanabileceğim. Ne güzel bir ayettir o, gümbür gümbür geliyor:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Ayet tam olarak günümüzü anlatıyor, kesinlikle bundan daha iyisi ancak yine Allah'tan gelirdi gelseydi. Facebook ve Twitter'da bu yüzden Mevlana sözleri paylaşılır veya diğer tasavvufçuların; Şems, Bestami, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, Muhyiddin Arabi...

Şu sağ taraftaki fotoğraf, şeytanın bal tuzağıdır. Yazının başında bize yedirdiği taktiği söylemiştim, tekrar yazıyorum. Neydi bu taktik : "Temelde yanlış olan bir düşüncenin etrafını doğrularla sarmaktır." Sanki hiçbir yanlışlık yokmuş gibi ne güzel cümleler kurmuş değil mi ? "tasavvuf şöyle aşktır, böyle aşktır, kadere aşktır, fenafillahtır..." vesaire ama orada iki tane seçenek var göze batan. İşte o ikisi insanın hayatını alt üst ediyor.

-Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu "mürşid-i kamil" öğretir.
-Tasavvuf, Resullullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyaların kalplerine gelen bilgilerdir.


Aha buraya dikkat edin şimdi:

-
İslam, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu "Kuran-ı Kerim" öğretir.
-Kuran ise, Allah'ın vahyi ile Cebrail'den, Hazreti Peygambere gelen bilgilerdir. (saygımız ve sevgimiz onların üzerine olsun)


Evliyalar, mürşid-i kamiller kim biliyor musunuz ? Yaşayan evliyalar, diye arama yapabiliriz mesela! Mürşid-i kamil diye arattığımız zaman da aynı görüntüler çıkacağı için boşverin orayı. Mühim bir şey söyleyeceğim şimdi iyi okuyun, bu evliyalar internet ortamında videolarının, görüntülerinin olmasını istemezler sizce neden? Çünkü; kimse bu insanları anlayamayacak, etrafa yanlış bilgi yaymak istemiyorlar. O kadar bilgi küpü insanlar ki bunlar, Kuran'ı yalamış yutmuş o bakımdan tasavvufun son makamı fenafillaha ulaşıp, Allah dostu olmuş insanlar yani. Şaka şaka. 

Öyle insandırlar ki; müridlerine, bu kelimenin açıkçası, kendilerine tapan insanlara anlattıkları hikâyeleri, yalanları, hurafeleri, diğer gerçekliği ve kaynakları belli olmayan, sadece bir takım isimlerin ve sıfatların anıldığı anıları dışarıdaki insanlardan fark eden olur ve mürid kaybederiz korkusu olduğu için istemezler. İnternete büyük kısmı düşmandır bunların ama bizim millet bir garip, gerçek gözlerinin önünde olsa dahi fark edemiyorlar. Bunun bir sebebi de zamanla dinin onlar için alışkanlığa dönüşmesi.

(Videolara başlamadan önce şunu aklınızda tutun: Mürşid demek- Üstün insan, doğru yol gösteren demek. Mürid ise- Ona uyanlara deniyor, onun altındakilere, yol arayan yani.

                                              

Bir rivayette, büyüğün birisi rüyasında kendi tarikatındakileri sinek yapıp kutuya koymuş, sonra da Allah karşısında utanmasınlar diye, belgelerini işlerini hallettirip cennete yerine koyacakmış. Yahu onları geçtim, diyor ki; "...peygamberler, evliyalar, sahabeler geldi geçti yardım etmedi, Şah-ı Nakşıbendi gelip kurtardı beni..."

Kimin kıyamet görüp görmeyeceği, hangisinin hangi cennet makamına gideceğine Allah'tan başka kim karar verebilir? Allah bana kimseyi, hiçbir şeyi ortak koşmayın diye defalarca Kuran'da diyor, Mekkeli müşrikler putlara niye tapıyordu birader? Mekkeli müşriklerde Allah inancı yok muydu? Müşrik demek, Allah'a başka ilahları ortak koşmak demek. Bu insanlarda da Allah inancı vardı ve Allah'a tek, ulaşılmaz olarak baktıkları için üç yüzün üzerinde put yaptılar zaten. Kendilerini Allah'a yaklaştıracaklarını düşünüyorlardı. İlah deyince illa aklınıza ulaşılmayan, doğaüstü, aşmış varlıklar gelmesin. Söyleyin şimdi arada ne fark var? Durun daha bitmedi, bismillah dedik, yeni başlıyoruz. Bakalım ne tür sohbetler var daha.

                                               

Örneğin videoda şahsın ne dediği belli değil, bir dakika içerisinde elli farklı konudan bahsediyor. Hatta bu adamın dediklerini Kuran defalarca, yüzlerce kez tekrarlıyor. İnsanların beyinlerine Allah'ın Kuran'ndan daha çok; şeyhin, gavsın, kutubun nasıl nazarı olur onları sokuyorlar. Ardından, bütün bunlara rağmen birçok konuda fikir sahibi adamlar, üniversite mezunları bunları dinlemeye gidiyor, peki ne için? Rüyada sinek yapılıp kavanoza koyulduktan sonra, cennete girmek için mi? Allah'ın, Kuran'da dediklerini ciddiye almayarak, şu insanların dediklerini mi benimsiyorsunuz? Zümer suresi 45. ayette ne demişti Yüce Allah:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." Evet, Allah'ı umursamayıp, bu insanları umursuyormuşsunuz, 1400 sene öncesinden söylemiş.

                                                 

Neyden bahsettiği belli olmayan bir video daha, arada birkaç kilit kelimesi var. Şahin kuşu beyler, gözleri kapalı avlanırmış. 21. saniyeden 23. saniyeye kadar birilerinin ismini söylüyor ama anlaşılmıyor. Eğer gavs geldiğinde kalkmazsanız, nispet kesilir; şahin kuşu daima gözlerini kapatırmış. 1:20'ye odaklanın, yine bir şeyler anlatıyor lâkin anlaşılmıyor. "Gözü kapalı olursa, av avlamaz." diyor. Gözü açık bırakırsa beş para etmezmiş şahin. 2:20'de ne diyor? "Daima avlı olması lâzım, av yapması lâzım, dişiyi avlamak için o zaman mürşidin huzurunda ...... gözü kapalı olacak." Devamında da diyor ki; "Mürşidin isterse gözü kapalı olsun, ister sohbet olmasın." Yani asla kendilerine söz ettirme fırsatı vermiyorlar birader. Bu Kuran'ın yöntemidir. Kuran'ın gerçeğidir. Bunu sadece Kuran diyebilir.

                                             

"Mürşid ile mürid arasına hiç kimse giremez." diyor, peki bu sözü kim söylüyor? "...Kim girerse hüsran olur..." bu insanları kim yetiştiriyor?  İnsan sadece Allah'tan korkmalı:

"Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir. " -Talak Suresi 10-

"Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür." -Talak Suresi 5-

"Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir." -Kaf Suresi 33-

Bu insanlar, Allah'ın ayetlerinin üzerine laflar söylüyorlar, korkutuyorlar. 4:48'te, "...ama mürşidin yeri ayrıdır...", "...şeyhin yeri ayrıdır..." nasıl kendilerini garantiye almaya çalışıyorlar farkında mısınız? Sorgu sual istemiyorlar. 6:15'te: "...çünkü biz burada bugün sizi yönetiyoruz. önce bizi tatmin edeceksiniz, önce bizim hakkımızı vereceksiniz, ondan sonra..." artık devamında ne diyorsa.

0:41. saniyede diyor ki, "...bütün hak ve hukuklarınız bizdedir, ancak biz size dağıtırız..."

Neden bu insanların internette görünmek istemediklerini anlıyor musunuz? "Tasavvufta hiçbir şeyi bilmiyorsunuz." diyor. O zaman tasavvufu kim biliyor? Bu insanlar kendilerine gavs, kutub, alim dedirttiriyorlarsa kendilerinin bilmesi gerekiyor. Bir tutturmuşlar aşk aşk aşk, şu ana kadar okuduğum hiçbir metinde bu bahsettikleri "Allah aşkı" mantıklı açıklayana denk gelmedim. Kimse tasavvufta aşkın ne olduğunu bilmiyor çünkü söyledikleri her şey hikâye, yani doğru düzgün Kuran konuşmuyorlar.  İslamiyetin gerçek mânâsına varamamış oradaki insanlar, o anlatılana göre. İzledikçe utanıyor insan. Peygamberimiz, kendi kızına dahi yardım edemeyeceğini söylemiş lâkin bahsi geçen gavslar, kutublar, alimler böyle konuşuyorlar ? Kime nasıl yardım edebileceklerini düşünüyorlar ? Yani arada bir tutarsızlıkları var.

Yorulduysanız bu kısımda ara verin bir süre, sonra okumaya devam edersiniz.

Şimdi buraya dikkat, başlarının konuşması çünkü:

                                        

Videonun başında daha sorunlar başlıyor, "Biz okul okumadık, okula gitmedik..." diyor, bunu hafızanızda tutun, ardından üniversite mezunlarının, doktorların, mühendislerin ve daha birçok sıfatların bunları dinlemeye gittiklerini düşünün. Kendisine şeyh, gavs denilen insanların Kuran'ı buna rağmen nasıl anlatacaklarını, yorumlayacaklarını düşünün ve ardından sinirlenmeden, yazıyı okumaya devam edin.

Gavs'a göre; "Nakşıbendi tarikatı, sevgili Peygamberimiz ile başlıyor ve ardından Ebu Bekir'e geçiyor. Yüce Allah Ebu Bekir'i seçiyor tarikatın başına, hatta Peygamberimiz, Ali'nin geçmesini istemiş lâkin Allah kabul etmemiş."

Bu olay gerçekten hafife atılacak bir şey değil. Bunlar şahit olarak kıyamet günü kimleri koyacaklar acaba? Kimleri çağıracaklar yanlarına keza yaptıkları Allah'ın peygamberlerinden bir tanesine iftira atmaktır. Böylesine mühim bir olay gerçek olsaydı olan şeyi yazıyorum şu an; öncelikle peygamber efendimiz veda hutbesinde bize bunu söylememiş, Yüce Allah tasavvuf yolunun, insanları kendisine yaklaştıracak yegane yol olduğunu bildirmemiş olacaktı. Üstteki videolarda söylediklerini de baz alarak düşündüm. Böylece ortamda bir kaos olacak ve insanlar arası çekişme olacaktı. Yahu arkadaşlar bu insanlar da senin benim gibi Allah karşısında sorguya çekilecekler, Allah kimseye vip bilet vermedi, herkes eşit. Bu din zaten herkesin Allah karşısında ve birbirleri aralarında eşit olduklarını söylemek için geldi. Bu eşitlik illa; beyazın zenci üzerinde, çekik gözlünün yuvarlak gözlü üzerinde olacak görsel eşitlikler değil. Bir insan isminin önünde gavs, kutub, şeyh, alim, derviş gibi sıfatları var diye kendinizden üstün olduklarını kabul ediyorsanız, siz Kuran'ın getirdiği eşitliğe inanmıyorsunuz demektir. O sıfatlar var diye gidip o insan karşısında beraber, onu şahit tatarak tövbe ediyorsanız, dua ediyorsanız Kuran'ı hepten anlamamışsınız demektir. Lütfen okuyun, lütfen anlayın.

6:45'te, Allah'ın kime ne kadar sevap yazacağını söylüyor. Yanında yazıyor ya, tabi biliyor Allah'ın ne kadar sevap yazacağını. Tövbe Allah'ım. Cezbe dedikleri şey var, gidip bağırıp çağırıyorlar oralarda. :/ Harbi üzülüyorum. Size tüm samimiyetimle söylüyorum, eğer şu sohbetlere ayırdığınız vakitleri Kuran okumaya adarsanız emin olun bu insanlardan duyduğunuz şeylerin elli milyar katını, fazla fazla okuyup idrak edeceksiniz. Dakikalarca, saatlerce bomboş konuşuyorlar, herkesin bildiği şeyleri söylüyorlar ama kimse karşı çıkmıyor çünkü başlarındaki insanın ne dediğini anlayan yok. Kimse o an orada değil, düşünmüyorlar, kafa yorup düşünmüyorlar ve bütün hikâyelere kanıyorlar, bence bir de bunun oradaki ortamda bulunan büyüsü vardır, videolarda dinleyenleri gösterdiklerinde, sürekli baygınca etrafa bakan veya kafasını eğmiş, gözünü kapatmış adamlar görünüyor. E haliyle bu insanların o anlatılanlara karşılık vermesini bekleyemezsin. Bunların bir saatlik, iki saatlik sohbetleri var, o sohbetleri de dinledim. hiçbir şey kazanmıyorsunuz, çünkü o 120 dakikanın 100 dakikası hikâye, 15 dakikası gavsa hizmet, tarikata hizmet, son 5 dakikası Kuran.

Videonun 17:50'nci dakikasında, Yüce Allah'a iftira atarak diyor ki; "Eğer Allah'ın emirlerine bu dünyada uymazsak, Allah'ın dünyada ceza vermez." diyor nakşıbendi gavsı. Peki Allah Kuran'da ne diyor:

"Eyke halkı ve Tübba kavmi de, resullerini yalanladılar da, azabım gerçekleşti."-Kaf 14-
"O kâfirleri dünyada da, ahirette de en şiddetli azap ile cezalandıracağım."-Ali İmran 56-
"Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığına uğrattık."-Araf 130-

Gelelim 21:10'uncu dakikaya. "...Bu dünya en takva sahibi tasavvuftur..." Yani bu dünyada en çok Allah bilinci olan, hayatını ona göre yaşayanlar tasavvufçularmış gavsa göre. Yalan, vallahi de billahi de yalan. Bu dünyada kimin daha çok Allah bilincine sahip olduğunu, kimin daha çok iman sahibi olduğunu, kimin kalbinin daima Allah için attığını ancak ve ancak Yüce Allah bilir, onun dışında kimsenin bu konuda bilgisi yoktur.

Bunların bir hikâyesi daha vardı dinlediğim. Gavs dedikleri şahıs kimseyle göz göze gelmezmiş, çünkü onun nazarı çok büyükmüş, bunları anlatıyor. Sonra bir gün müridlerinden bir tanesi sürekli gavsın gözüne bakıyormuş, gavsı ise gözünü kaçırıyormuş devamlı. Bir gün tam göz göze gelecekken birşeyler olmuş tamam mı ? Sormuşlar gavsa, "Ne oldu sultanımız ?" diye. O da, "Şu müridime söyleyin bakmasın, az önce peygamberimiz araya girmeseydi yanacaktı!" diye cevap vermiş. Hikâye yüzde doksan böyle, arada kaçırdığım bir şey vardır belki. Uydurmuyorum, yalan söylesem elime bir şey geçmeyecek.

Neyse videoya dönecek olursak, 23:05'te diyor ki, "...tasavvuf olmazsa insan o yol çıkarttıramaz..." Tasavvuf olmadan cennete gidemiyoruz millet, geçmiş olsun. Ne diyordu Yüce Allah Zümer Suresi'nde:

1. Kitap'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
2. Emin ol, bu Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah'a özgüleyerek, O'na kulluk ve ibadet et!
3. İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: «Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.» Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf(yani anlaşmazlık, uyuşmazlık) edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

Bu altını çizip kalınlaştırdığım yer, günümüz müslümanlarına cuk oturuyor. Dini Allah'a özgülüyoruz lâkin Mekkeli müşrikler gibi, Allah'a yakın olmak için birilerinin önderliğini arıyoruz. İki fotoğraf göstereceğim:

                                                 

                                                 
                


O fotoğraflar yurtiçi kargonun Türkiye içi ağ haritası değil, o fotoğraflarda millet tövbe alıyor. Hıristiyanların günah çıkarmasında nasıl rahip eşliğinde günahlarını itiraf edip pişmanlık duyuyorsan ve o rahip senden daha yüksek bir imana sahip olduğu için günahların anında siliniyorsa buradaki olay da aynı öyle. Sen orada "...pişmanım ya Rabbi..." diyorsun; gavs, kutup, ermiş, alim, derviş artık her ne haltsa, senden daha yüksek imana sahip olduğu için senin ettiğin tövbede Allah'a aracılık görevi yapıyor. Yani mantıken diyorsun ki; "Allah'ım ben tövbe ettim ettim ama senden hiç utanmadığım için sürekli tövbelerimi bozdum ama şu gavsından utanıyorum, bir daha onun yüzüne bakamam, utanıyorum. Bu kulunun imanı benimkinden daha fazla, onun hatrına ve lütfen şu yüksek imanlı kuluna küçük düşmemem için tövbemi bir daha kabul et Allah'ım."

Yukarıda bu zatlar hakkında yazdığım her şeyi aklınızda bir bulundurun; her yere istedikleri zaman gidebildikleri, bir bakışlarıyla müridlerini yakabildiklerini, adını andığın anda yanına geldiklerini, şahitlik koyarak tövbe verdiklerini... Ve bu gibi insanüstü süper güçlerinin hepsi. Şuraya sadece iki ayet koyacağım ve neler olduğunu göreceğiz.

Araf Suresi - 37:

"Allah'a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: «Allah'tan başka taptıklarınız nerede?» derler. Onlar: «O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar.» derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler."

Ahkaf Suresi - 9:

"Ey Muhammed! De ki: «Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.»"

Yüce Allah'ın son peygamberi dahi bunları söylerken, yahu siz nasıl olur bu kutub, gavs, alim, Allah dostu dediğiniz insanlara böylesine üstün sıfatlar, yetenekler koyarsınız? Hiç mi düşünmüyorsunuz? Ama ben biliyorum ki, Kuran'dan getirdiğim bu kanıtlara rağmen karşıma geçip hâlâ inkar edebilecek garip insanlar var bu dünyada. Bu düşüncelerinizin, Mekkeli müşriklerin Allah'a ortak koşmalarından başka farkı yok. Lütfen bunu artık anlayın. Yıllarca kandırılmışız, lütfen anlayın. Akıl yürütün, düşünün.

Bitmiyor abi, vallahi bitmiyor, iyi dinleyin:

                                                 
                 "Biz istesek, Allah'ın izni ile bu işi meleklere yaptırırız fakat istiyoruz ki sofiler kazansın.." 

"...fakat istiyoruz ki sofiler kazansın." demek, bu inanca göre baktığında, "bütün müslümanlar kardeş değildir" demekle aynı kapıya çıkıyor. Keza sen sadece kendi elemanlarına kıyak geçmiş oluyorsun lâkin kalpleri ve o kalplerin içindekileri, imanları ancak ve ancak Yüce Allah bilir. Gavsınız, önderiniz, kutbunuz, şeyhiniz, aliminiz değil.

İnşallah bu zatların neden isimlerinin, fotoğraflarının, videolarının internette görünmemesini istediklerini daha iyi kavrayabildiğinizi düşünüyorum artık.

Örneğin Semerkand TV'nin beyin yıkama seanslarından birkaçına bakacağız şimdi:

                                                               
(Evliyaların ruhları, dünyadaki dostlarına görünebilir ve rüyada ehl-i iman ile münasebet kurabilirler.) Allah, insanoğluna ne zaman ruh vermiş ? Kuran'da geçiyor mu ? Ruh; Cebrail, Kuran, Adem ve İsa peygamber için kullanılıyor. Onların ortak noktası da babalarının olmaması. Peki şimdi bu Semerkand TV gerçeği mi çarpıtıyor ? Madem bu kadar dinle ilgili bir kanalsın, bunları paylaşmandakii hakikat ne ?


Geldik yine tasavvufun farklı mertebelerine, yine kimselerin anlayamadığı makamlara, kendileri dahi neyden bahsettiklerini bilmediği halde insanların aklını bulandırmak ve boş hevesler peşinde koşturtmak için atılan kırk takla. Fenafillah, kulun Allah'ta kaybolması demektir. Tamamen Kuran dışı bir inanış.
(Video kanıtı)


Fazla uzatmadan son kez aşağıdaki fotoğrafa bakalım:
                               

Bilmeyen insan için böyle uzaktan bakınca her şey ne kadar temiz görünüyor değil mi ? "Tasavvuf tam kurtuluş yolu." diye düşünüyorlardır. Ha tabi kimin ne kadar takva sahibi olduğunu ancak Allah bilir lâkin akıl herkese verilmiş, böyle kullanılması saçma.

Şimdi biraz daha derine inelim. Türkiye'de en yaygın tarikatlardan bir tanesidir nakşibendi ve bu tarikatta dört temel esas vardır:
  1. Dünyayı terk,
  2. Ahireti terk,
  3. Varlığı terk,
  4. Terketmeyi terk.
Açalım:

"O yüzden Nakşibendi yolunda dört şeyi terk etmek esas kabul edilmiştir.
‘Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk.
Terk-i dünya(dünyayı terk), terk-i ukbâ(ahireti terk), terk-i hestî(varlığı terk), terk-i terk(terketmeyi terk).’
Hakikate ulaşmak için Nakşi yolunda giden bir müridin dört şeyi terk etmesi gerekir.
Birincisi terk-i dünya ;  dünyanın kalbi oyalayacak şeylerinden elini eteğini çekmesi demektir. Bu sebeple çok veli zatlar münzevi yaşamışlar, bırak dünyanın gereksiz ve lüzumsuz işlerini zaruri işlerinde bile çok azla kanaat etmişler.
İkincisi terk-i ukbadır ; ibadet ve niyette cennet sevdası ve cehennem korkusu maksat ve gaye olmayacak tam manası ile her şey Allah’ın rızası için olacak. Cennet için namaz kılmak bu yolda olmaz demektir.
Üçüncüsü terk-i hestidir ; Hesti; kelime olarak varlık, var olma ve mevcudiyet manalarına geliyor. Terim olarak benlik ve enaniyet davası demektir. Yani insana emanet olarak verilen cihaz ve kabiliyetlere haksız bir şekilde sahiplenmek demektir. Terk-i hesti ise Allah’a karşı benlik ve varlık davasını bırakıp, kulluk ve ubudiyet tavrına girmektir.
Dördüncüsü ise terk-i terk etmektir ; dünya, ukba ve benliği terk eden birisi, ben bunları terk ettim diyerek böbürlenip kendinin üstün bir mevki ve makamda olduğunu tevehhüm dahi etmemelidir. İşte terk ettiklerini de terk etmek daha ve ince ve latif bir terbiye ve ahlaki olgunluktur. Bu kıvama gelmeyen bir Nakşi müridinin yolu bitmiş sayılmaz."

Yüce Allah yeni din yazdı da bir tek bizim mi haberimiz yok? Hayırdır? Niye bu tasavvuf buram buram Hinduizm kokuyor? Dünya yok, ahiret yok, varlık yok, hatta terketmeyi de terk diye bir seçenek var. Bunların hepsini toplarsan elinde kalan tek şey "Vahdet-i Vücud"(Varlığın Birliği, yani Allah her şeyde var) olur, onu da az sonra açıklayacağım. Şimdi, Kuran'ın neresinde var bunlar? Zaten bu bilgileri ismi geçen tarikatın içinde olanların yüzde 5'i veya 10'u biliyordur toplasan, çünkü bizim memleketimizin insanlarının çoğu araştırmaz; gavsı, kutbu, kime uyuyorsa artık ne derse onu yapar. Ne demişti Yüce Allah:

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Neyse devam ediyorum, şimdi birçoğunuzun hayatında ilk defa okuyacağını düşündüğüm birkaç mühim bilgi vereceğim, tüm dikkatinizi verin buraya. Konu çok önemli, tasavvufun kaynaklarına ineceğiz şu an, yorulduysanız lütfen ara verin dinlenin, sonra devam edin. Reklam arası.

Upanişadlar'ı duydunuz mu hiç ? Muhtemelen hayır, biraz neler barındırdığını anlatmaya çalışacağım. Elimde şu kitap var:
          

Upanişadlar, Hintlilerin kutsal saydıkları belgelerdir. Kitabın önsözünde diyor ki, "...Ünü Hindistan'ın dışına da çıkmış, Batı felsefesinde de büyük etkileri olmuştur. Bu metinler felsefe tarihi, bilim tarihi ve ilahiyat yönünden öylesine önemlidirler ki Upanişadlar olmaksızın bu bilim dallarında çalışma yapmak çok büyük eksiklik yaratır."

             

                                                                
Upanişadlar milattan önce 600'lü yıllarda ortaya çıkıyor. Sonrasında 1800'lerde Latince'ye çevriliyor. Türkçe'ye ilk, Dergâh Yayınları tarafından; özet olarak, eksik çevirisi 1976'da Mehmet Ali Işım tarafından yapılmış. Arthur Schopenhaur, Upanişadlar için demiş ki; "Bu, dünyadaki en iç rahatlatıcı ve insanı yücelten eser olsa gerek. Yaşamımın tesellisi o oldu, ölümümün de o olacak." (Oxford Üniversitesi Yayınları, 13 Temel Upanişah, 1930 R. E. Hume.)

Bu kitabın tüm özeti nerede yatıyor biliyor musunuz ? İşte ilk sayfadaki önsözde:
                                               


"Upanişadlarda en yüce varlık Brahma ile her canlının içinde barınan Atman aynı varlıktır. Bunlar gibi Prana, Udgitha, Pracapati ve daha birçok kavram yüceltilir. "Tat tvam asi" (sen o'sun) ve "aham Brahma asmi" (ben Brahma'yım) sözleri, Upanişadların felsefesini formülleştirirler. Evren Brahma.'dır, Brahma da Atman'dır. Atman Evren'dir. Bilge Şandilya, "Elbette var olan bütün her şey Brahma'dır." diyerek bir başka formül..."  Gördüğünüz gibi bu Brahma, Hinduların tanrısıdır.

Bize buraya kadar olan kısmı yeter. Arkadaşlar bu kitap 300 küsur sayfa ve kitabın tüm özeti şu çerçeve içerisine aldığım yerdir. İki cümlemiz var elimizde:

1- Sen O'sun.
2- Ben Brahma'yım.

Bismillah noluyor... Sen O'sun, Ben Brahma'yım. Bu nereden tanıdık geliyor bana yahu ?

Önce şu videoyu izleyin lütfen:

                                              

Ne güzel anlatıyor Nihat hoca be değil mi ? Çünkü adamın işi o. Korkacaksınız böyle söz cambazlarından. Ruhunuza işlerler. Neyse konuya dönelim, Hallac'a.

Kitapta iki cümleyi hemen tekrar hatırlayalım şimdi, Sen O'sun ve Ben Brahma'yım. Sen O'sun demek, Sen Allah'sın demek, peki "Ben Brahma'yım" ne demek lan ? Enee, Ben Allah'ım demek bu. Bir dakika ya, harbiden de öyle. Nasıl oluyor yahu ? Bu belgeler milattan önce 600'lerde mi söylemiş ? E bizim Hallac-ı Mansur ne demişti:

"Hallâc'ın Allah'ta eriyip yok olmak anlamında söylediği "Enel el-Hakk", yani "Ben Hakk'ım" (‏انا الحقّ‎ ‎, En el-Hakk) sözü bahane edilerek 912 yılında tutuklandı." (vikipedia)

"Hallac sadece bunun Arapçasını söylemiş o zaman. E şimdi, bu adam mutasavvıf, yani tasavvufta ilim irfan sahibi aşmış bir insan; Hindistan'a gitmiş, Türkmenistan'a gitmiş... Daha birçok yere gidip mürid toplamış islam yayıyorum diye. Nasıl olabilir bu ya ?"

Çünkü, benim inandığı şeyi sorgulamayan, neden diye merak etmeyen biricik arkadaşım, bu insanlar Vahdet-i Vücud'a inanıyorlar. Eğer sen de günde bin rekat namaz kılarsan, sen de ben Allah'ım dersin. Hiç abartmıyorum. Namaz kılmaktan başka hiçbir şey yapmazsan, az sonra göreceğimiz İmam Rabbani gibi, "Allah'ı kadın şeklinde görüyorum/tecelli ediyor." dersin. Bu hayatta o tip insanların ne kendisine faydası vardır ne de çevresine. Yüce Allah bizi bu dünyaya arayalım, araştıralım, güzel işler yapalım diye göndermiş.

Vahdet-i Vücud = Ben Brahma'yım. Yani: "Ben Allah'ım = Ben Brahma'yım." Ben Allah'ım demek Ben Brahma'yım demekle aynı şey. Peki bu ne demek biliyor musunuz? Yüzyıllardır bizim islam alimleri Hindistan'dan aldıkları Budha öğretilerini İslam'a karıştırıp yeni bir din kurarak ismine tasavvuf dediler demek. Siz hiç Allah'ın, başınız dönünceye kadar dönerek beni tespih edin dediğini duydunuz mu? Veyahut kendinizden geçinceye kadar? Veyahut aşka gelinceye kadar? Ben duymadım ama Mevlana duymuş demek. Tasavvu alimlerinin savunduğu düşünceler sürekli; "Allah aşkından ne söylediklerinin farkında değiller, Allah Allah Allah diyerek kendilerini kaybediyorlar..." bunlardır lâkin Yüce Allah hiçbir zaman kullarının akıllarını kaybederek kendisini anmasını ibadet veya iman şartı diye koymaz. İnsanlar sadece uydururlar ve bu uydurdukları şeye gerçekmiş gibi sarılırlar.

Biraz daha derine inelim hadi. Bu adamlar pagan dininin öğretilerini alarak islamiyeti mistikleştirdiler. Neden Sufizm'den, Mevlevilik'ten sürekli "Mistik İslam, İslam'ın Mistik Yönü, Mistisizm" dediklerini de inşallah böylece anlamış oldunuz. Hatta son zamanlarda bu insanların propagandası televizyonda çok yapılır. Özellikle dizilerde. Bunların hepsi bilinçaltınıza ne yerleştiriyor biliyor musunuz ? Sizin islamı öğrenmeniz için üstün bir varlığa ihtiyacınız var düşüncesini, tek başınıza Kuran'ı idrak edemeyeceğiniz düşüncesini, böyle mürşidi olmayan kulların Allah'a uzak oldukları düşüncesini... Halbuki Yüce Allah, "Ben kuluma şah damarından daha yakınım." buyuruyor ama bu tasavvufçular bunu çarpıtarak her şeyi kendilerine yığmışlar ve öyle sızmışlar ki içlerimize... Höd desen laf yiyorsun, sanki savundukları insanlar askerlik arkadaşları. 



Neyse, yani canım arkadaşım şimdi az yukarıda söylediğim Vahdet-i Vücud'a (Varlığın Birliği) kapak atalım. Vahdet-i Vücud demek, var olan sadece Allah'tır demektir, her şeyde Allah'ı görmek demektir, Allah'ın bir parçasını görmek demektir. Varolan diğer şeyler de Allah'ın gölgeleri veya isimleridir.

Buna inanan insanları islam alimi olarak kabul ediyoruz günümüzde; İmam Rabbani, Mevlana, Cüneyd Bağdadi, Halid Bağdadi, Muhyiddini Arabi, Hallac-ı Mansur... gibi isimler.

Mevlana bu konuda hakkında birkaç şiir yazmış:


Eğer dünyada bir tek âşık varsa ey Müslüman, o benim işte,

Eğer bir mümin, bir kâfir, bir Hıristiyan, bir zâhid varsa

O benim işte

...

Dünyada yetmiş iki mezhep

Gerçekten yoktur, Allah'a yemin ederim ki

Her inanç ve her mezhep benim işte


Hemen başka şiire geçiyoruz,

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
Aradığın ancak sensin, sen.
...
Madendeki inciyi aradıkça madensin.
Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
Neyi arıyorsun, sen osun.
Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

Mevlana bu iki şiirinde de alttan alttan belli etmeden Allah ile bir olduğunun mesajını veriyor. Zaten bu insanların bahanesi hazır arkadaşlar, "sen anlamazsın, sen aşağılıksın, akıl erdirmezsin" ağızlarında sakız olmuş bizim alimlerin.

Neyse, az yukarıda "Ben Brahma'yım" demiştik ya. Vahdet-i Vücud(Varlığın Birliği) budur diye, gördüğünüz gibi Mevlana da aynısını söylüyor. Din, dil, ırk hiçbir ayrımı saymıyor. Her birine yok diyor çünkü kendisi de yok ona göre, sadece Allah var. O yüzden de her şeye "benim o işte" diye cevap veriyor. Mevlana gibi isimler veyahut tasavvufun öncüleri hayatları boyunca pagan mistisizmini, islamiyete yavaş yavaş karıştırmışlardır arkadaşlar. Belli etmeden, o yüzden günümüzde bu kadar takipçileri var.

Özellikle bahsetmek istediğim bir konu var. İmam Rabbani'nin Allah'ı kadın vücudunda görmesi. O İmam Rabbani ki, Hindistan(!)'da yaşamış, İslam aleminin ve tasavvufun sarsılmaz taşlarından bir tanesidir, Nakşibendi Şeyhidir

Birinci cilt, 1. mektubatında ne dediğine bakacağız şimdi:
"Tarikatı seyru selike devam ettiğim sırada Allah'ın, Zahir ismine ait açık bir tecelli ile müşerref oldum. Öyle ki, artık bu isim tek tek bana her şeyde tecelli etmeye başladı. Özellikle kadın suretinde. Hatt kadınların tek tek bütün uzuvlarında. Nihayet ifade edemeyeceğim nitelikte onlara boyun eğer vaziyete geldim, bu konuda çaresizdim." (Semerkand Yayınları, 1. Mektubat, Talha Hakan Alp, Ömer Faruk Tokat, Ahmet Hamdi Yıldırım, farklı basımlarda değişiklik gösterebilir veya bilerek mektubat çıkartılmış olabilir.)

Yine birinci cilt, 187. mektubat:
"Mürşid'in gölgesi Hakk'ın zikrinden daha faydalıdır. Yani mürşidin hayali, müridinin kalbine Allah'ı zikretmesinden daha çok fayda verir. Çünkü başlangıçta, müridin Hak Teala ile tam yakınlığı yoktur. Bunun için zikir etmekle çok faydalanamaz." (Semerkand Yayınları, 187. Mektubat, Talha Hakan Alp, Ömer Faruk Tokat, Ahmet Hamdi Yıldırım, farklı basımlarda değişiklik gösterebilir veya bilerek mektubat çıkartılmış olabilir.)

Yani arkadaşlar İmam Rabbani diyor ki ilk mektubatında, Allah'ın zahir ismini kadın vücudunda ve uzuvlarında ardından her yerde görüyor.  Tövbe haşa. Farklı sürümlerde kadın yerine, Nisa yazar, yani mânâsı yine kadın olan Arapça kelime. Siz bunları insanlara söylediğiniz zaman, tekrardan karşınıza çıkacaklar, çünkü öyle bir algımız var ki sanki eleştirilemez, sorgulanamaz gibi, Allah, Kuran için bile "...daha üstün kanıtları varsa getirsinler..." diyerek eleştirebilecek varsa, gelsin diyor ama insanoğlu çok garip işte. Allah'ın bize bildirmediği bu tarz dini olaylardan uzak durmak lâzım ama denk geldiğinde, araştırıp kökene indiğinizde hâlâ hata varsa bence insanları uyarmak gerekiyor. Kaldı ki İmam Rabbani de; Vahdet-i Vücud'un(Varlığın Birliği) aşılması gerekilen bir mertebe olduğunu savunur ve farklı bir mertebe olduğunu savunur, o da Vahdet-i Şuhud'tur. (Görülenin Birliği)

İmam Rabbani 187. mektubunda ise; şeyhin, gavsın, alimin gölgesi Allah'ı zikretmekten daha faydalıdır diyor. Devamında da bizim gibi insanların ilk başta Allah ile tam yakınlığı yoktur diyor. E peki bir namaz kılarken Fatiha okuduğumuz zaman ne diyoruz ?

1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah’ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların
ve o sapmışların yoluna değil.

İlk dört ayette Rabbimi övdüm ve geriye kalan son üç ayette Rabbime dua ettim. Arada bir aracı olmadan Rabbimle iletişime geçtim, namaz esnasında, çünkü her namaz bir müslüman için Allah ile baş başa kalmak demektir, onun yolunda ilerlemek demektir, ellerini açıp ondan yardım istemek demektir, onunla tam bir yakınlık kurmak demektir.

Vahdet-i Şuhud mertebesine ulaşan bir insan Allah'ı görür. Evet yanlış okumadınız, Allah'ı görür. Bunu İmam Rabbani destekliyor. Artık Vahdet-i Vücud'un tersine her şeyi Allah olarak görmezler lâkin her şeyi O'ndan olarak görürler. Arkadaşlar inanın yazmak istediğim çok şey bu konuda lâkin kafa o kadar karışıyor ki, çünkü bir tarafı desteklemedikleri için karşıt taraf başka bir terim uydurmuş. Çünkü arkadaşlar:

Tasavvufta, çiftlik/ikililik yoktur. Yani eğer her şey zaten Allah ise sen yoksun demektir. Var olmana gerek yok demektir ki Mevlana dörtlüklerinde insanları sürekli bu konuda aşağılar. Aynı şey, her şeyin Allah'tan olması için de geçerli yahut O'ndan bir parça olarak düşünülmesi için de... Zira her şey Allah demek, senin de Allah olduğun mânâsına geliyor. Her şey Allah'ın parçasıdır demek, yine senin Allah olduğun mânâsına geliyor. Zaten Şems'in, Mevlana'nın birbirlerine duydukları bu sevginin kaynağı, kendilerinin bu bilinçte olduğunu iddia etmeleridir. Burada Fenafillah makamı vardır, bu makamsa kulun Allah'ta yok olmasıdır. Bu ikililik ortadan kalkınca Allah tecelli eder. Bu yüzden Mansur, "Ben Allah'ım." diyor zaten ama ne hikmetse yıllardır, Nihat Hatipoğlu'nun böyle destansı anlatıp ne olduğunu bilmemesi gibi kimse anlamıyor.

Eğer bir insan,"Ben Allah'ım" diyebiliyorsa, kafasında Allah için bir şeyler oluşturmuş olması gerekiyor ki bu ayetlerle sabit olarak imkansızdır. Allah denildiğinde insanın aklına boşluk, hiçbir mânâ gelmiyor değil mi ? İşte biz bu boşluk ve hiçliği düşünebildiğimiz için; Allah'ın onlar olma ihtimali de ortadan kalkıyor. İnsan mantığı, Allah denildiği zaman düşünemez çünkü Allah o bilinci vermemiş anladınız mı şimdi ?

Ne diyordu Yüce Allah Araf Suresi'nde:

"Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. «Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana». dedi. Rabbi ona buyurdu ki; «Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin». Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, «Sen sübhansın», «tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,» dedi."


Hallac hikâyesine inanan insanlar, insanlar demiyeyim, müslümanlar ne yapıyor farkında bile değiller. O garip hikâyeye inanarak, Allah'ın hak olarak indirdiği Kuran'ı inkar ediyorlar. neden biliyor musunuz? Çünkü bu adamlar henüz ilah ne demek anlamamışlar. Şuurlarını mantıklı kullanmıyorlar.

Ne diyordu Yüce Allah Zümer'de? Nasıl cevap veriyordu şu kullarına?

"Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler." -Zümer 45-

Yüce Allah böyle insanların geleceğini bize yıllar öncesinden söylemiş, yani ben Allahım diyebilecek tiplerin geleceğini bize söylemiş bilmem kaç sene öncesinden ama bizim harbi kültürsüz, araştırmaktan, ne okuduğunu anlamaktan yoksun insanlarımız koşa koşa, uçarak o insanları kucaklamaya devam ediyor. Allah yardımcımız olsun.

Hallac başka ne demiş göz atalım:

"Siz; Musa, İsa, Muhammed ve Adem'siniz! Onların ruhları size intikal etti...", "...Haccın farz olmadığını, onu Müslümanlar tarafından ifası gerçekleşen dini bir farz saymamak icap ettiğini, insanın yurdundan kalkarak bu zahiri haccı yapacağına ruhi bir hac yapabileceğini söylemiştir." (Kaynaklar:İslamiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, sayfa 81, Ömer Rıza Doğrul ve İslamda Tarih ve Müverrihler, sayfa 250-251, M. Şemsettin)

Bu görüşlerin aynısını Mevlana da savunur, Şems de savunur, Yunus Emre de savunur. Yunus Emre der ki;

"Ete kemiğe büründüm,
Yunus diye göründüm.
Sıyırın eti kemiği,
İşte onun sesi, işte onun kendisi."

Allah Allah. Yunus Emre'ye bak sen hele. Esasında Allah olduğunu ve vücudundaki eti ve kemiği sıyırınca, yani ölünce ya da kendi tanımlarıyla Allah aşkı ile yanınca, Allah'ı görürsünüz diyor. Bakalım Mevlana neler söylemiş: (Fotoğraflar, Abdulbaki Gölpınarlı - 1983 - Seçme Rubailer'den alınmıştır.)

                                              
"Atımız, yokluk elinden, aşk yükleriyle yola düştü. Gecemiz ise daima vuslat şarabıyla aydınlık. Yokluk sabahına dek dudağımızı, mezhebimizde haram olmayan şaraptan kuru göremezsin artık."
 Bu tasavvufçuların mezhebinde şarap haram olmadığı için sorun yok ama Allah'ın dinin de haram. Allah'ın yasak kıldığına karşı geliyor mevlana hazretleri.

                                          
"Mayamız saf ve lâl renkli şaraptandır. Kadehimiz elimizde feryada gelmiştir. Bir biri üstüne boyuna şarap içmekteyiz. Bir hale geldik ki biz şarabın başındayız şarap bizim başımızda."
Yine sorun yok, kontrol Mevlana ve tayfasında, haram yok yani. Şaraba devam.

                                             
"Zevk veren her şey, şu aşağılık halka delil olmasın diye yasaklanmış. Yoksa şarap, çenk güzel sevmek haslara helaldir, aşağılık kişilere haram."
Yani güzel kız sevmek, şarap, müzik eğer Mevlana'nın peşinden gidersen helal. Allah yolunda gitme sakın aman ha. Bunlar Mevlana'nın rubailer adlı eserlerindendi, ikinci bölümde ise Mesnevi'ye bakacağız kısaca, sonra rabıta nedir onu işleyeceğiz, birkaç program daha var kafamda ardından Kuran'ın mükemmelliği ile yazıyı tamamlayacağım.

Buraya tıklayarak, hemen ikinci kısımı okumaya geçin.