Salı, Haziran 20, 2017

Hiçlik Çıkmazı

"Ah," içeceğini yudumladı, "Ah, hiçliğin tarif edilemez hoşluğu... Önce seni içine çekiyor, var olanı yok, yok olanı varmış gibi gösteriyor. Gözlerinin önünde büyüler uçuşurken, zihninde beliren düşünceleri kontrol edemiyorsun. Asla düşünmeyeceğin şeyler... Beceriksiz ölümlü pislikler. Hiçlik, yokluk ve varlığın farkını bir ölümlünün anlamasını asla bekleyemezsin ve şeytan işini sessizce yaparken asla bir ölümlüye güvenmez. İnsanlar, kendi kalplerini dahi birbirlerine karşı yaptıkları saçma davranışlardan koruyamayan birer zavallıdır. Kendi pisliklerini temizlemekten ziyade, onu aralarında bölüşerek kalplerinin harap olmasına davetiye çıkartırlar. Aaaah, en sıkıcısı sürekli beklenti halinde olmaları... Çürüyerek ölmelisiniz, sadece bedeninizle değil. Tüm duygularınızla, her biri son raddesine kadar çürüdükten sonra hiçliğin sizi kucaklamasına göz yummanız gerekiyor. Ama gelin önce aralarındaki farkı anlatayım. Hiçlik, yokluk ve varlık... Örneğin, senden yola çıkalım. Şu an sen varsın, herkes seni görüyor ve seslerini duyuyor, tepkiler alıp verebiliyorsun. İşte bu varlığının kanıtıdır. Yokluk ise senin asla doğmadığın, var olmadığın anlamına gelir. Hiçlik... Hiçlikte insanlar seni ne görür, ne duyar ne de tepkilerine tepki görüp alabilirsin. Şeytanın gözleri insanlarınkinden daha keskindir, seni yakalar ve tüm eğlencesi ile seninle ilgilenmeye gelir. Sonuna tanıklık etmeye başlıyorsun. İnsanlarla olan iletişimsizliğin yüzünden tüm duyguların kırılır, hissizleşirsin lâkin o seni kucaklar, kolları arasına alıp, tamamen gözünü boyadığı büyülü dünyasına katar. Asla ama asla erişemeyeceğin sahte duygulara sahip olmaya başlarsın. Bencilliğin artar ve bu sahte duygular tüm zihnini kaplamak için kendi aralarında dahi yarışırlar, sen ise bunların farkında olmadan bu hayatta eğlendiğini zannedersin. Hatta eğlenirsin de lâkin tıpkı senin gibi hiçliğe koca bir adım atmış insanlarla... Sana benzedikleri için yanlışlar içerisinde boğulduğunun farkında olamazsın. Küçük farelere dönüşmüşsünüzdür. Hiçlik işte budur ve girdiğinde anlarsın ki bir çıkmazın içerisindesindir. Hiçlik çıkmazına hoşgeldin."

Pazartesi, Haziran 19, 2017

Deliliğin Dağlarında

"Hey, ben geldim. Ne düşünüyorsun? Nasıl görünüyorum sence? Sadece iyi veya kötü diyebilirsin, bu yağmurda uzun cümleleri anlayamam belki."

"İyi," diyerek geçiştirdi soruyu genç adam. Kadın neşeyle gülümseyerek iyice adamın koluna sokuldu.

Yağmur hızlandıkça, çiftin adımları da, sağında solunda belli belirsiz su birikintisi oluşmuş kaldırımda hızlanmıştı. Yerler adeta yıllardır temizlenmemiş gibi çer çöp içerisinde, zaten yürümesi zor olan kaldırımda ilerlemeyi daha da zorlaştırıyordu. Adam ansızın durarak, yukarıda beliren aya döndü, içinden şu dizeleri tekrarladı...

 "Ah, ay! Bir gün öldüğümde seninle bir olmayı istiyorum!
  Ah, ay! Seni özlüyorum! Yokluğunda geçen her günün acısı adeta omuzlarıma yüklenmiş günahlarım gibi, taşıması zor, belki imkansız!
  Ay! Işığınla beraber çayırlarda gezdiğimiz günleri özlüyorum! O yüce yıldızlar dahi kıskanıp gökyüzünü senden daha fazla aydınlatmaktan utanırlardı!
  Belki çabuk kavuşuruz düşüncesiyle sürekli uykumdayım, belki rüyamda görürüm diye bazen...
  Tertemiz kokun hâlâ gönlümü ferahlatıyor...
  Gözlerini arıyorum...
  Gözlerini arıyorum...
  Bakmaya doyamadığım."


Kadın, adama döndü ve iyi olup olmadığını sordu. Adam sinirle ona dönerek,"Her şeyi merak etmek zorunda mısın? Üstelik sen kimsin?" diye oldukça sert bir tavırla yanıt verdi.

Gerçekten de o kadının ne kim olduğunu ne de neden yanında olduğunu hatırlayabilmişti, aklı o kadar uzaklardaydı ki... Ay'a kavuşmak için kıyamet kopması gerekse, kıyametin kopması için ne gerekiyorsa her şeyi yapmaya hazırdı o an.

Kadın üzüldü, ne yaptığının farkında değildi. Adamın sözlerine kanmış ve gelmişti, işin doğrusu adam, kadına ne söylediğini bile hatırlamıyordu.

"Deliliğin dağlarında..." dedi kadın sessizce ve uzun çizmelerini suya kuvvetlice vurarak uzaklaştı.

Genç adam ellerini saçlarına götürerek yumruk yaptı ve belki sinirle sıktı.

"Seni tekrar bulabilmem için daha ne kadar insan eskitmem gerekiyor? Söyle bana! Işığının yoksunluğunda yolumu göremiyorum, her yer karanlık. Evet, deliliğin dağlarındayım! Ta kendisi ya! Deliliğin dağlarındayım! Zavallı hayatlarınızın, hiçliğin çölündeki kum tanesi kadar değeri yok gözümde. Düşünmez misiniz siz? Şayet ay olmasaydı, gecenin ne önemi kalırdı? Nereden alırdı ismini gece? Nereden alırdı ismin yakamozlar? Aaaah ama anlıyorum günahlarınızın karanlığını hayatlarınızda hissetmek istiyorsunuz. Bütün kirliliğinizi dillerinizin ucundan dünyaya yaymak sizin hedefiniz. Peki ya, öyle olsun yıldızlar dizildi, hakkınızda korkunç kehanetler fısıldıyorlar. Kaybolacaksınız. Zavallı hayatlarınızın yokluğu içerisinde eğilip büzüleceksiniz, işte o zaman hiçbir şey fayda etmeyecek. Peki ya ben? Ben ne yapacağım? Deliliğin dağlarında kayboldum, zihnim paramparça.

* * *
"Uyan, kaybolmadın."

"Gözlerim acıyor, açamıyorum. Sen kimsin?"

"İsmim Mah."