Cuma, Nisan 15, 2016

Kuran Bütünlüğü ve Anlaşılabilirliği

Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla

Gözlerimizi biraz açmamız gerekiyor...

İnsanlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda, laf ağıza gelince derler ki: "Allah çok merhametlidir, Allah kulu için zorluk çıkarmaz, Allah kuluna taşıyamayacağı yükü vermez, Allah sonsuz acımaya sahiptir..." çoğaltabiliriz.

Peki iş Kuran'ı, dini anlamaya gelince insanlar ne der biliyor musunuz?
"Sen onu anlamazsın, onu anlaman için başında hocaya ihtiyacın var, bak öğretmensiz öğrenci olur mu hiç? Kuran anlaşılması zor bir kitaptır..." çoğaltabiliriz.

Bu insanlık tarihi boyunca hiç şaşmamış bir şey. Kuran'da verilen kıssalardan anlaşılacağı gibi; ne Medyen kavminde sekme yapmış bu anlayış, ne Hazreti Nuh, ne Hazreti İsa, ne de Hazreti Muhammed...

Konu dini anlamaya gelince, kişiler her zaman aynı bahaneyi kullanmış: "Bu kesinlikle bir göz boyamadır, bu kesinlikle büyüdür, bu kesinlikle peygamberin oyunlarından bir tanesidir demişler.

Günümüzde olayı artık böyle aşamayacaklarını bildikleri için, sen anlayamazsın diyerek yumuşatmışlar. Yahu hani Allah kula taşıyamayacağı yükü vermiyordu size göre? O zaman bu ağır kitap ne? Allah madem çok anlayışlı, hayırdır bu anlaşılamaz kitap ne? Hani kulu için zor istemezdi? Bu zor kitap ne?

Eğer gün gelir birisi karşınıza çıkar da, size bunları sayarsa, yüzlerine okunacak ayetleri, Allah, katından gönderdi Kuran'ı bizzat "okuyanlar" için cesaret veriyor ve diyor ki:

Kamer 17:
"Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"

Kamer 22:
"Ve doğrusu Biz bu Kur'an'ı ders alınsın diye kolaylaştırdık, buna rağmen düşünen var mı?"

Aynı surede üstüne basa basa tekrarlıyor. Kamer 32:
"Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"

Allah Kuran'da hiçbir şeyi eksik bırakmadığını söylüyor ama "yetiş yaaaa gavs diyenler, yetiiişşşş ya şeyhim diyenler, yetiş yaaaa zamanın müceddidi sevgili kutbum" diyenler sanki Allah eksik bırakmış gibi, dinden olmayan şeyleri yıllardır bizlere din diye yutturuyorlar.

Enam 38:
"Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar."

Allah kitabının kulları için yeterli olduğunu söylüyor ama bu gibi varlıklar yetmeeeez diyor.

Ankebut 51:
"Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır."

Eğer müslümansak, bir dönün ve aynaya bakmamız gerekiyor. Bize Allah'ın sözleri mi daha güvenilir? Yoksa Allah'ın yarattığı kullarının mı?

Ortada çok büyük bir hata var. Allah'ın indirdiği din ve kitap tek ama insanların ilahları, dinleri, kitapları tek değil. Kesinlikle yaş, dil, ırk, en, boy bir kenara bırakarak elleriimizi vicdanlarımıza koyup kendi kendimize bir çıkarım yapmamız lâzım.

Çarşamba, Nisan 13, 2016

Ölüye Dua

Şahsen Allah'ın canlıları uyarmak için gönderdiği Kuran'ı, mezarlıklarda ölülere okumayı yanlış buluyorum. Az önce bir hadis ile karşılaştım ve bilgilendirmek istedim.

"Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
"Rabbimden anneme istiğfar talep etmek için izin istedim, fakat bana izin vermedi. Kabrini ziyaret etmem için izin istedim, buna izin verdi."

Muslim, Ebu Davud, Nesai

Google'da, hadislerin kalesi olan Kütüb-i Sitte'yi arattığımız zaman bulabiliyoruz, hayırseverler kaydetmişler. İsterseniz bakabilirsiniz.

Hadisteki "istiğfar" kelimesi bağışlanma demek. Yani son peygamberimiz, annesi için "bağışlanma talep etmek" istemiş ve Yüce Allah kabul etmemiş.

Biraz araştırırsanız Ebu Hureyre'nin peygamberimize ne kadar sadık olduğunu bulabilirsiniz.

Salı, Nisan 12, 2016

Cumartesi Yasağı

Eğer bizler, yanılgıda olan diğer insanları görüyorsak; ister müslüman olsun, ister yahudi isterse hristiyan onları Kuran ile uyarmak zorundayız. Bu bizim üzerimizde olan bir yükümlülüktür. Yanılgıda olan derken, her türlü yanlış, günah, sakatlık çıkartabilecek durumlardan bahsediyorum. Bu yükümlülüğü bize veren yer doğrudan Allah'tır, Kuran'dır.

Araf Suresi 163. ve 164. ayetlerinde bahsedilen yahudi topluluğu var.

Allah topluluğun imanını sınamak için bir cumartesi yasağı koyuyor. Yasak ise şöyle; bu kavim sürekli balık tutan bir kavim ve Allah sınama olarak onlara cumartesi günü balık tutmayın diyor. Ardından Yüce Allah cumartesi günleri balıkları bol bol gönderirken kalan günlerde aynı şekilde göndermiyor. Bu kavim ise Allah'ın yasağına uymayarak, cumartesi günleri de balık tutmaya gidiyor. Ayetlere geçelim.
Araf Suresi 163. ve 164. ayetler:

-"Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk."

-"İçlerinden bir topluluk, «Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz» dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; «Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye.»"

Peki şimdi yazının başında bahsettiğim, insanları Kuran ile uyarmak zorundayız cümlesinin desteği nerede? 164. ayette farklı bir topluluk bu balık tutma yasağını çiğneyen topluluğu görerek kendi aralarında ikiye ayrılıyorlar.

Bir grup diyor ki: "Kardeş zaten bunlar ölecek, helak olacaklar, sen niye çabalıyorsun ki? Bırak kendi hallerinde, bildikleri doğruyu yapmaya devam etsinler." diyerek durumu sallıyorlar.

Diğer grup ise: "Yahu Allah onları yakacak diye, helak edecek diye, biz kıyamet günü Allah'ın karşısına çıktığımızda, senin hatalı kullarını gördük ama onları yanlış yaptıkları konusunda uyarmadık mı diyeceğiz? Hem belki akıl eder ve doğru olanı yaparlar, böylece Rabbimiz bizi sever, Onun karşısında mazur görülürüz." düşüncesi ile karşılık veriyorlar ve çok güzel de yapıyorlar.

İşte Allah, Kuran'da bu örnekle bizi uyarıyor. Bakın hata yapan herhangi bir insanı gördüğümüzde; din, dil, ırk, yaş, büyüklük, tecrübe, aile, akraba, hoca, patron gibi sıfatları gözetmeksizin Allah'ın sözleri ile uyarmak zorundayız, Kuran ile uyarmak zorundayız. Kim ne derse desin, Allah'ın şahitliğinde hiçbir şey ondan daha büyük değildir. Bize aldığımız her nefesi veren de Allah, en sonunda alacak olan da Allah. Sağlıcakla...

Kuran Bütünlüğü

Kuran bütünlüğü ile ilgili birkaç ayet, sırasıyla ayetlerin ne demek istediğini anlamaya çalışmamız lâzım.

Araf 185:
"Allah'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tasarrufuna, Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur'ân'dan sonra başka hangi söze inanacaklar."

Casiye 6:
"İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah'a ve âyetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?"

Ve kıyamet kopar, söz ise son peygamber Hazreti Muhammed'e gelir, o gün "Kuran bizi uyarmış ama biz Allah'ın kitabını hakkıyla okumamıştık." diyenlerden olmamak lâzım. Çünkü Kuran o gün ne olacağından haber vermiş bize...

Furkan 27-28-29-30:
- "O gün zalim kimse ellerini ısıracak: «Eyvah!» diyecek, «keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım!»
- «Eyvah!» diyecek, «keşke falancayı dost edinmeseydim.
- "Çünkü Kur'ân bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı.» Şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır."
- "Peygamber de dedi ki: «Ey Rabbim, kavmim bu Kur'an'ı bir kenara itip bıraktılar»"

Yani Kuran sanki günümüze işaret ediyor değil mi? Çünkü Kuran'ı bırakıp, falancalardan rivayet edilen hikâyelere inanıyoruz, televizyonlarda sürekli Kuran ile sağdan soldan alâkası olmayan uydurulmuş hikâyeleri anlatarak din konuşuyoruz...

Tahminimce kişisel olarak kendimiz değişmedikçe, Allah şu an içerisinde bulunduğumuz durumu bize değiştirmeyecektir. Bunu da kendisi zaten Kuran'da söylüyor.

Rad 11:
"Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz."

Pazartesi, Nisan 11, 2016

Vesile mi? Torpil mi?

                                         video

Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla

Yahu bildiğin şirk koşmayı, Allah'a ortaklar yapmayı, insanoğlu ağzında daha hangi lafları eveleyip geveleyerek kibarlaştırabilir merak ediyorum. Bildiğin birilerine "TORPİL" geçmek tabirini adamlar öyle bir tatlı hale getirmişler ki, kimse adamlara, "Sen ne diyorsun yahu?" dememiş, diyememiş.

Diyor ki: "Allah'ın kulları Allah Allah diye yardım istedi, Allah yardım etmedi ama bir tane tarikat mensubu başındaki gavsının, kutubunun veya şeyhinin ismini ağzına aldı Allah, TORPİL geçtiği o kulunun hatrına o kulunu kurtardı."

Torpil yazdığım yere, VESİLE kelimesini koyarsanız, şirk konusunda çığır atlamış bu insanları daha iyi anlarsınız. Mübarek Allah, Kuran'da diyor:

Ali İmran 78:
"Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. «Bu, Allah katındandır.» derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler."

En'am 112:
"Böylece Biz, her peygambere insanların ve cinlerin şeytanlarını düşman etmişizdir; bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunları yapmazlardı. O halde onları iftiraları ile başbaşa bırak!"

Bu ayetler bu tip insanlara işaret etmiyorsa, kime hitap ediyor arkadaşlar, soruyorum yahu! "Sözün yaldızlısı..." ne demek? En başta gösterdim; Allah'a iftira atarak, bir kuluna TORPİL geçtiğini söylemeden, o kulunun başka kullarına VESİLE/ARACI olduğunu söylemek. Böyle kelimeleri eğip bükerek gerçeği saklıyorlar, sonrasında size; "Sen bunu anlamazsın." gibi, son yüzyılın en büyük sahtekârlığını yaparak, aynı zamanda en aşağılayıcı cümlesini kullanıyorlar. Allah bu dini insanoğluna; düşünsünler, gerçeği bulsunlar, arasınlar, okusunlar diye indirdi ama bu insanlar hadlerini bilmedikleri için sizler hakkında kararlar verirler de ardından,"Sen bunu anlamazsın, ilmin yok, kaç tane kitap okudun..." derler.

Zira kendileri de ne yaptıklarını bilmez ve etraflarında kendilerinden çok başka bir şey yapanları gördüklerinde, onca yıllarının heba olmasına korktukları için onu dışlarlar, küçümserler... Halbuki Allah, Kuran'da ne kadar merhametli olduğunu söylüyor, ne kadar acıyıcı olduğunu söylüyor.
Neye üzülüyorum biliyor musunuz? Allah'ın tek bir ayeti ile yerle bir olan kavimler, yine Allah'ın önceden uyarıp sonrasında günaha devam eden başka kavimler için gönderdi ayetler ve peygamberimiz zamanında inen tek bir ayetten korkan biz müslümanlar, gördüğünüz gibi, artık Allah'ın ayetlerinden korkmuyoruz.

Ayetten daha büyük bir gerçek olmadığının zerre farkında değiliz. Kuran'da yok olup giden kavimlerin başlarından geçenlerin, bizzat bizim de başımıza geldiğinin farkında değiliz. Farkında oldukları tek şey; başkalarını küçümsemek, başkalarına 40 yıllık deneyimle üstünlük sağlamak, başkalarına sen anlamazsın demek, başkalarına "İslam alimi bu, sen anlamazsın, o adamlar mı yanılacak" demek. Sadece bunların farkındalar. Yani kendi inançlarının ne kadar sağlam olduğunu kanıtlamanın derdindeler.

Allah hidayeti kalbi"n"ize değil, "hepimizin" kalbine versin... Sağlıcakla...

Pazar, Nisan 10, 2016

İlah Edinmek ve Kulluk Yapmak

Günümüz müslümanlarının genelinin algılayamadığı birkaç kavram var; "Rab/ilah edinmek ne demek? Kulluk etmek ne demek?" özellikle bu ikisi.

İlah edinmek denildiği zaman algıladıkları şey; yukarılarda bir yerlerde veya sağında-solunda başka bir yaratıcı veya put var ve onu takip etmek olarak algılıyorlar. Yani açıklayamadıkları başka yaratıcılar var gibi görüyorlar.

İkinci olarak, kulluk etmeyi ise bu açıklayamadıkları yaratıcı ve putlara ibadet eden kimseler var diye algılıyorlar. Yani zamandan öte olan Allah, Kuran'ı gönderirken sadece peygamberimizin yaşadığı dönemdeki müşriklere hitaben göndermiş gibi...
Kısaca; rab edinmeyi başka bir yaratıcı daha var, kulluğu ise o düşündükleri başka yaratıcıya yapılan ibadetler olarak düşünüyorlar ve böylece yanlış yapıyorlar.

Allah'ın bu iki kavramı Kuran'da nasıl açıkladığını göstereceğim:

Furkan Suresi 43 ve 44. ayetler:
"Heveslerini ilah edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar."

"Heveslerini ilah edinen kişi..."

Demek ki insanoğlu heveslerini dahi ilah edinebiliyormuş. Hatta sadece heves demek doğru değil, şahsen fark ettim ki, geçmişte şu bilgisayar başında çoook çok vakit harcıyordum ve üstelik boş hevesler için demek ki bunları kendime ilah edinmiştim. Uzun süredir bunlara dikkat etmeye özen gösteriyorum. Biraz açalım burayı; eğer siz bahçenizde sırf duygularınızı tatmin için fazlaca vakit geçiriyorsanız, televizyon karşısında: "Ya ne yapalım ki başka?" diyerek 5-10 saat kalıyorsanız, her beş dakikada bir cep telefonunuza; kim nereye yorum yapmış, kim cevap yazmış diye bakıyorsanız, arabanızda heves ve duygularınızı tatmin için aşırı derecede vakit geçirerek; örneğin hız yapıyorsanız veya teker eritiyorsanız bu demektir ki onları ilah olarak kabul ediyorsunuz. Ayet bunu anlatıyor.
Kulluk etmek ise zaten yukarıda saydığım örnekleri harcarken yaptığınız işler oluyor artı olarak; şeyh, hoca, gavs, kutub kabul ettiğiniz insanların sözünden çıkmıyorsanız, onlar ne söylerse kabul ediyorsanız, insanlar size Kuran'dan ayet getirdikten sonra, utanmadan hâlâ şeyhinizden, hocanızdan, gavsınız ve kutubunuzdan örnek cümleler getiriyorsanız, bu demektir ki siz bir önceki cümlemdeki sıfatlara sahip insanları kendinize rab kabul etmekle kalmayıp onlara kulluk etmiş sayılıyorsunuz. Çünkü heveslerinizi ve duygularınızı tatmin ediyorsunuz bunlarla.

Günümüzde bunu farkında olmadan yapan binlerce müslüman var. Birbirimizi uyarmamız gerekiyor, uyarın ve anlatın. Bakın arkadaşlar, bu ayetleri anlamak için alim, şeyh, gavs, kutub olmanıza gerek yok. Biraz etrafınıza bakmak ve Kuran okumak ve peygamberimizin Kuran'ın dışına çıkmayan hadislerini okumak her şeye yetiyor.

Cumartesi, Nisan 09, 2016

Fihi Ma Fih

Elimde Mevlana'nın Fihi Ma Fih isimli eseri var. İki farklı çeviriye bakıyorum, Meliha Ülker Anbarcıoğlu ve Abdulbaki Gölpınarlı. '69larda basılmış. Her ikisinde de şöyle bir paragraf var:

"Halk "Ben Tanrıyım" demeyi büyük bir dâva sanır; halbuki "Ben kulum" demek büyük bir dâvâdır.
"Ben Tanrıyım" demek, büyük bir gönül alçaklığıdır. Çünkü "Tanrı kuluyum" diyen, iki varlık ispat eder; bir
kendisini, bir de Tanrıyı isbata kalkışır. Fakat "Ben Tanrıyım" diyen, kendisini yok etmiştir, yele vermiştir;
"Ben Tanrıyım" der; yâni ben yokum, hep odur, Tanrıdan başka varlık yoktur; ben salt yokluğum, hiçim
der. Gönül alçaklığı, bunda daha artıktır; bundan dolayı da halk anlamaz. İşte buracıkta bir kişi, Tanrı
rızâsıyçin Tanrıya kulluk eder; kulluğu meydandadır; Tanrı için kullukta bulunur amma kendisini de görür,
yaptığını da görür, Tanrıyı da görür..." diye devam ediyor ve hatta devamında kafa karıştırmak için, karıştırmak demeyeyim, bulandırmak için ceylan ve suda boğulan kişi örneklerini veriyor.

İslam alimi Mevlana'ya göre "Ben Tanrıyım" demeyi, insanlar yanlış anlamışlar ve büyük bir olay sanmışlar. İşe bak. Halbuki "Ben kulum" demek esas Allah'a karşı büyük bir davaymış. Ben Allah'ım demek kişinin alçak gönüllülüğünü gösteriyormuş. İnsanlık tarihinde bunu söyleyebilecek ilk insan Hazreti Adem'di lâkin Kuran'ın bütünlüğünü anlamamış kişiler bu söyledikleri şirk ve küfür söylemini sanki çok masum bir cümleymiş gibi dine güzelce yedirmişler. İlk defa Hazreti Adem böyle bir iddiada bulunabilirdi ama bulunmadı elbette. Bunun nasıl olabileceğini, öteki yazımda yazacağım. Ardından bunu söyleyebilecek kişi Hazreti Musa peygamberdi. Araf Suresi 143. ayetten durumu hatırlayalım:

"Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana." dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin." Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi."

Bu ayetin ardından nasıl oluyor da dine bu safsatalar karışıyor ben anlayamıyorum. Nasıl oluyor da tasavvuf ehli denilen insanlar Vahdeti Vücud, fenafillah, Vahdeti Şuhud dedikleri şeyleri ölürcesine destekliyorlar anlayamıyorum. Nasıl oluyor da bir kul "Ben Allah'ım" dedikten sonra, birileri çıkıp aslında siz onu anlamadınız diyebiliyor bunu da anlamıyorum. Bu insanlar, müslümanların ahiretleri ile yıllardır oynuyorlar. En büyük kaybımız ne biliyor musunuz? Kültür. O kadar kültürsüz yetişmişiz ki, okumadan her şeye inanarak bugünlere gelmişiz ve okuyup yanlışları anlattığınız zaman, size diyecekleri şey, tıpkı eskilerin dediği gibi; sen onu anlamazsın, kaç tane kitap okudun, kimin kitabını okudun, kimin tefsirini okudun, senin ilmin ona yetmez, sen buna bulaşma... Müslüman halimle bile bu söylemler midemi bulandırıyor. Ateist olsam ve artık yeter diyerek müslümanlığa geçmeye karar verdikten sonra şu sorularla karşılaştığımda geri dönerdim. Kuran düşünün ve sorgulayın diyor, bizim müslümanlar sorma, şeyhin ne diyorsa, gavsın ne diyorsa, başındaki hocan ne diyorsa iman et diyor. Kitap okuyorsun; ne okudun, kimden okudun, kimin tefsiri, kimin yazısı gibi boş sorularla konuyu dağıtarak her şeyi başlarından savıyorlar.

Adam, "BEN ALLAH'IM" demiş yahu! Günümüzdeki müslümanlar bunu diyen adamı Hazreti Musa'dan daha üstün tuttuklarının farkında bile değiller. Dedikleri tek şey, "SEN ANLAMAZSIN!" Bu nasıl bir savunmadır, nasıl bir rezilliktir ya. Daha ne diyeyim ya ama bitmedi, bir sürü altını çizip yazmak istediğim deliller var. Getireceğim hepsini. Sonuçta İblis, insanları Allah'ın yolundan etmek için bir gün bile dinlenmiyor. Bizim de çabalamamız lâzım. Sağlıcakla.

Perşembe, Nisan 07, 2016

Çelişkili Bir Konu Üzerine

Günümüzdeki müslümanlar, Kafirun Suresindeki "Sizin dininiz size, benim dinim bana." ayeti ile; "Senin dinin hak din, benim dinim de hak din." veya "Senin tarikatın sana, benim tarikatım bana." veya "Senin mezhebin sana, benim mezhebim bana." veya "Senin hocan/şeyhin sana, benim hocam/şeyhim bana." ve benzeri anlamları yaratarak sanki İslamiyet sadece kendileri hakkındaymış/bireysel olarak sadece kendilerine, mezheplerine veya tarikatlarına veya hocalarına/şeyhlerine inmiş gibi anlamlar yaratıyorlar, yani sanki İslamiyet kişisel bir şeymiş gibi davranıyorlar. Çünkü toplum, anlamı bu ayete böyle yüklüyor. Kuran'ı ve İslamiyet'i kişiselleştiriyorlar. Bu şekilde harekete eden insanlar hata yapıyorlar arkadaşlar. Böyle hareket etmek Kuran'a ve peygamberimize tamamen karşı bir tutumdur. Bunu nasıl anlayacağız biliyor musunuz? Elbette yine Kuran ile. Asr Suresi'nde Allah çok güzel bir şekilde açıklamış. Asr Suresi:

1-Akıp giden zamana yemin olsun ki,
2-İnsan mutlaka ziyandadır.
3-Ancak iman edenler, hayırlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.

Bu iki surede Kuran'ın kendi kendisini ne güzel açıkladığını görüyor insan. Tam bir mucize. Asr Suresi 3. ayette, "...birbirlerine hakkı tavsiye edenler..." derken Allah; Kuran ile güçlendirdiği peygamberine uymayı, Allah'ı ve İslam'ı birbirlerine tavsiye edenlerden bahsediyor ve bu insanların ziyanda olanlardan uzak olduğunu söylüyor. Benim bu ayetten anladığım; iman etmem gerektiği, hayırlı işler yapmamın gerektiği, etrafımdaki insanlara İslamiyet'i, Allah'ı ve Kuran'ı anlatmakla yükümlü olduğum ve sabırlı olmam gerektiğidir. Bu şartlara uyarsam, ikinci ayetteki ziyanda olan insanlardan ayrılmış olabileceğim. İslamiyette ağızda sakız olmuş mânâda senin dinin sana, benim dinim bana kavramı yok. Öyle olsa peygamberimiz mağaradan çıkmazdı. Benim önce bu din üzerinde düşünüp, araştırıp, bir şeyler anlamam gerekiyor ve ardından etrafıma yaymam gerekiyor. Ayetler ve Kuran'ın bütünlüğü açıkça belli.